MİDYE BİYOLOJİSİ VE YETİŞTİRME TEKNİKLERİ

Posted in EĞİTİM on Haziran 13, 2008 by sevdadenizi

MİDYE BİYOLOJİSİ VE YETİŞTİRME TEKNİKLERİ

Aynur LÖK

 Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, Yetiştiricilik Bölümü Bornova-Izmir

 1-GİRİŞ

Mollusca filumunun Bivalvia klasisi içinde yer alan Mytilidae familyası geniş bir yayılım alanına sahiptir. Bu familyanın en önemli türleri ise Mytilus galloprovincialis (kara midye veya Akdeniz midyesi) ve Mytilus edulis (mavi midye veya Avrupa midyesi), Modiolus barbatus (at midyesi) ve Perna sp., (Afrika midyesi)’dir. Ülkemiz sularında ise Mytilidae familyasının ekonomik olarak değerlendirilen yukarıdaki türlerden Mytilus galloprovincialis ve Modiolus barbatus olmak üzere 2 türü bulunmaktadır. Mytilus galloprovincialis İzmir’den Karadeniz sularına kadar toplanırken, Modiolus barbatus avcılığı en fazla Ayvalık ve civarından yapılmaktadır. Toplanan midyelerin bir kısmı taze veya işlenmiş olarak yurtiçinde değerlendirilirken önemli bir kısmı yurtdışına pazarlanmaktadır(Alpbaz, 1993; Alpbaz, 1997).

2-MİDYELERİN MORFOLOJİSİ VE BİYOLOJİSİ

Mytilid kabukları mikro yapıya sahiptirler. Ilıman bölgelerde kabuk 2 veya 3 tabakalı argonit ve kalsitten oluşurken diğer bölgelerdeki kabuklar 2 tabaka argonit ve sedef tabakasına sahiptirler(Gosling, 1992).

Genel olarak M. galloprovincialis’in kabukları ön(anteriör), arka(posteriör), ventral ve dorsal kenar olmak üzere dört kısıma ayrılabilir. Ön kenar çok kısa olup kabuklar burada birbirlerine bağlıdır. Ventral kenar bysus ipliklerinin çıktığı kenardır. Önden arkaya kadar düz bir yapıdadır. Ventralin tam tersi kenar ise dorsal kenarı oluşturur. Kavisli olması dikkat çekicidir. Posterior kenar ise midye kabuklarının açıldığı uç kısma denilmektedir. Anteriör-dorsal kenarda kabukların birbirine bağlı durmasını sağlayan boynuza benzeyen ligament yer alır. Ligament iki kabuk arasında düz bir oluk içersindedir. Ligament kabukların kapama kaslarının kapama kuvetlerinin tersi yönde bir kuvvete sahiptir. Ölen midyede kaslar kapama kuvvetini kaybettiklerinden ligamentin aksi yöndeki elastikiyetinden dolayı kabuklar açık kalır. Kabukların üzerinde umbodan itibaren küçük eliptik daireler şeklinde başlayan ve kenara paralel olarak devam eden büyüme çizgileri vardır. Midye uygun olmayan ekolojik şartlara maruz kaldığında büyüme çizgilerinde anormal bir sıklaşma, yukarı doğru kabarma veya aşağıya doğru çökme görülür. Midyelerin sağ kabukları sol kabuklarından 1mm kadar daha yüksektir (Uysal, 1970). Kabuğun ventralinde bysus yarığı vardır. Bu yarık periostrakum kıvrımlariyle örtülüdür. Hayvanın ventralinde bulunan periostrakum kıvrımları, kabuklar kapandığında yastık görevi görürler. Kabuklar kapandığında bysus ipliklerinin çıktığı bu alandan içeri su veya istenmeyen maddenin girmesini engellerler.

Kabuklara içten bakıldığında kolayca fark edilebilen iki renk görülür. Orta kısım beyazımsı sedef parlaklığındadır. Kenarlara doğru renk koyu mavi olur. Bu iki kısım birbirinden manto çizgisi ile ayrılırlar. Manto kabuk üzerinde belirgin bir iz bırakır.

Kabuklar kapama kası kesilerek açıldığında manto boşluğunda şu kısımlar göze çarpar: Kabuk içersine yerleşmiş ve buraya sıkıca bağlanmış manto lobları; anteriörde kabukların kenetlendiği gaga şeklindeki dişli kısmın hemen alt tarafında ligament ekseni üzerinde, ince yarık şeklinde bir ağız; ağız etrafında altta ve üstte birer çift olmak üzere 4 adet ağız kolu(palial palp) bulunur. Bunların birbirine bakan kısımları oluklu olup, üzerleri kirpikli epitel hücreleri ile örtülüdür. Ağızdan sonra özafagus ve ortaya yakın yerde ligament ekseni üzerinde, dil şeklinde koyu kahverengi kızılımsı renkte bir ayak ve ayağı öne, arkaya bağlayan kaslar görülür. Ayağın hemen arka tarafında bysus iplikleri, bunların çıktıkları  ve bissogen bezlerinin bulunduğu bir şişkinlik yer almaktadır. Bu şişkinliği tabiben, genital kanalların bol olarak bulunduğu mesosoma, ayağın önüne ve arkasına doğru uzanan “V” şeklinde kaslar, özafagusun iki tarafında ve kasların üzerinde, serebral ganglionlar, anteriör kasların altında ve mide etrafında koyu kahverengi karaciğer bezleri bulunur. Bunların üzerinde vücudun iki tarafında labial palplerden posteriör kapama kasına kadar, bir çift bojanus organı uzanmaktadır. Bojanus organlarının dış kenarları boyunca, kenar bantları ile vücut duvarına tesbit edilmiş, uçları serbest birçok flamentten oluşan kitap yaprağı şeklinde iki çift solungaç, longitüdinal olarak ağızın dış kenarından posteriör kapama kasına kadar uzanır. Solungaç bantları ile posteriör kapama kası arasında üreme, boşaltım ve anüs açıklıkları, dorsalde ligamentin bittiği yerden posteriöre doğru uzanan perikard boşluğu ve bu boşlukta kalp bulunur (Uysal, 1970; Seed, 1976; Gosling, 1992). Midyeler 2-100µm boyutlarında olan organik ve inorganik her türlü partikülü süzerek beslenirler. Ortalama 7-8cm boyundaki bir midye saatte 10-15lt suyu süzme özelliğine sahiptir. Midyelerin filtrasyon hızı üzerine;

-midye büyüklüğü,

-partikül büyüklüğü,

-partikül yoğunluğu,

-partikül türü,

-su sıcaklığı,

-su akıntısı etkilidir(Bayne ve ark., 1976). Midyelerde beslenme az olduğunda büyüme yavaşlar veya durur. Et verimi düşer ve gonadlarda olgunlaşma tam olmaz, alınan döller dayanıksız ve küçük olur.

Sıcaklığın 8-10oC civarında olduğu kış aylarında ise midyeler, partikül organik madde içerisinde yer alan ve canlı organizma olmayan kısmı ek besin olarak kullanmaktadırlar(Stirling ve Okumuş, 1995).

Kabuklu su canlılarında büyümeyi sıcaklık ve besin durumu etkilemektedir(Seed, 1976; Langdon ve Newell, 1990).

 3-ÜREME BİYOLOJİSİ

Midyelerde çoğalma sistemi bütün vücuda yayılmış kanallar ve kanalcıklardan meydana gelir. Kanalcıkların uçları bağ dokuda ve genital organlarda son bulur. Bu kanal ve kanalcıklardan meydana gelen sistem, manto loblarının her tarafındaki bağ dokusu içersine yayılmış durumdadır. Üreme zamanlarında, genital organların bulunduğu manto dokusu tamamen cinsiyet hücreleri ile doludur. Bunlar mesosomada, perikardial boşluğun hemen altında, vücudun yan duvarlarında, karaciğerin hemen üzerindeki dokularda yayılırlar. Genel olarak üreme sistemi solungaçlar, kaslar ve ayak hariç vücudun her tarafına yayılmıştır. Mantonun anteriöründe yani karaciğerin üstünde , lateralde ve mesosomada mevcut kanallardan gelen kanalların birleşmesi ile oluşan genital kanal, mantonun iç yüzeyine , buradan arkaya döner; vücudun diğer tarfından gelen diğer kanal ile birlikte bir kanal halinde ventral kanalda solungaçların kenarına paralel olarak uzanır ve posteriör kapama kasının hemen yanından dışarı açılır. Burası canlının çoğalma organı açıklığıdır ve kontrolü altında açılıp kapanır(Seed ve Suchanek, 1992).

Bütün mantoya yayılan genital organlarda ve vbağ dokusunda üreme mevsimlerinde , yoğun olarak cinsiyet hücreleri görülebilmektedir. İzmir Körfezi’nde midyeler Eylülden Mayıs-Hazirana kadar döl verebilmektedirler. Fakat en yoğun döl verimi Eylül-Ekim ve Mart-Nisan aylarında olmaktadır. Midyeler döllerini bıraktıktan sonra 1 ay içinde kendini tekrar toplayarak yeni döl üretmektedir.

Midyeler ayrı eşeyli olup, olgun erkeklerde gonadlar krem-beyaz, dişilerde ise portakal sarısı tonlarındadır. Kabuklar kapalı iken cinsiyet ayrımı yapılamaz. Ancak midye kabuğunu su içinde hafif açtığında renklenme fark edilebilirse cinsiyetleri hakkında konuşulabilir.

Yumurta bırakma süresi ve miktarı bulundukları ortamdaki besin türlerine ve bolluğuna, tuzluluk ve su sıcaklığına bağlı olarak değişmektedir.

3.1. Midyelerde Gonad Gelişim Safhaları

Midyelerde gonad olgunlaşma süreci 4 aşamada tamamlanır:

Dinlenme Safhası: Canlı bu safhada, seksüel dinlenme safhasındadır. Bağ dokusu iyi gelişmiştir. Manto fildişi rengindedir. Manto dokularında foliküller yoktur.

Safha 1-Bu safhada, genital kanalların epitelial tabakalarından cinsiyet hücreleri meydana gelmeye ve foliküllerde gametogenez görülmeye başlar. Foliküller hızla artarak monto dokusunu kaplar. Erkekte çoğalma kanalcıklarında spermatidler, dişide germinal epitelyumdan tomurcuklanma ile meydana gelen oositler bulunur. Bu safhada, foliküllerin gelişme derecesine ve bağ dokusundaki glikojen miktarına göre, biraz değişiklik göstermesine rağmen manto rengi dişilerde kırmızı kahverengi veya portakal renginde, erkeklerin ise açık portakal sarısıdır.

Safha 2-İyi gelişmiş foliküllerde olgun olmayan sperm ve yumurtalar bulunur. Foliküllerde yağ hücreleri görülür ve glikojen miktarı artar. Erkeğin mantosu kahverengi toprak renginde ve çok fazla foliküllerle kaplıdır. Dişinin mantoso portakal kırmızı tonlarında olup, bunun üzerinde kayısı renginde ovaryumlar tesbit edilir. Erkeğin mantosu dişininkinden daha düzgünce bir görünüştedir.

Safha 3-Bu safhada midye olgundur. Mantonun bağ dokusu hemen hemen foliküllerle kaplıdır. Manto şişkincedir. Manto dişilerde portakal veya kırmızımsı, erkeklerde ise süt beyaz veya kirli beyazdır.

Safha 4-Midyeler bütün cinsiyet hücrelerini dökmeye başlarlar. Bu esnada manto incelir ve şeffaflaşır. Üreme hücrelerini dökme aralıklı bir şekilde devam ederse, bu esnada erkeklerin mantosu beyazımsı, dişilerinki ise kırmızımsı olur.

Üreme mevsiminde boşalan genital organlar, tekrar cinsiyet hücreleri ile doldurulur. Üreme hücrelerinin tekrar olgunlaşması ekolojik şartlara bağlı olarak, bir ayı geçmemek üzere değişir.

Yaz aylarında folikül teşekkülü durur. Canlı bu dönemde seksüel dinlenme aşamasındadır.

Midyeler ayrı eşeyli olmakla beraber çok nadir olarak hermafroditlik görülür (Lubet, 1959; Sugiura, 1962). Manto içersindeki dokularda gelişen sperm ve yumurtalar olgunlaşınca genital kanallardaki siller vasıtası ile dışarı atılırlar. Bu hücrelerin dışarı atılmasında bazı uyarılar etkili olmaktadır. Erkeler spermlerini ince uzun ip şeklinde su içine fışkırtarak 3-5cm mesafeye yayarlar. Sperm salımından sonra midye etrafındaki suyun rengi sütümsü bir renk alır. Dişiler de yumurtalarını üreme organı açıklığından ince uzun paketler halinde 2-3cm mesafeye yayarlar. Paketler halinde suya bıakılan yumurtalar kürevi bir şekil aldıktan sonra, birbirlerinden ayrılarak pembe veya kırmızı bir renkte zeminde birikirler. Üreme hücrelerinin bırakılması bazen devamlı olarak 2-3 saat ve bazen de aralıklı olarak 2-3 gün devam edebilir. Eğer cinsiyet hücrelerinin hepsi bırakılmaz içeride kalırsa, hücreler dejenere olur ve vücut taraından absorbe edilir(Field, 1922). Dalgalar ve su hareketleri suya bırakılan yumurta ve spermlerin yayılıp birbirine karışmasına ve döllenmenin olmasına neden olur. Ortalam bir dişi 5-12milyon arası yumurta üretebilir.

Olgun yumurtalar alesital tipte, soluk kahverengi, küre şeklinde ve 60-70µm çapındadır. Yumurtaların ortasında kısmında nukleus, nucleus etrasında da yumurta granülleri yer alır.

Spermler toplu iğne şeklinde olup, baş, boyun ve kuyruk bölgelerinden oluşur. Sperm 3.5-5µm’dur. Spermlere hareket sağlyan kuyrukları ise 40-60µm arasında değişen uzunluklara sahiptir.

 3.2 Midyelerden Döl Alım Yöntemleri

Doğal şartlar altında gonadları olgunlaşmış midyeler uygun şartlarda(sıcaklık, tuzluluk gibi) döllerini suya bırakırlar. Eğer gonadları dolu midyelerin dölleri bir seferde alınmak isteniyorsa bazı uyarı yöntemler(şoklar) uygulanarak midyenin döllerini suya bırakması sağlanır.  Midyelerin ortam sıcaklığından 8-10°C düşük ve yüksek sıcaklıktaki sularda 1-2dk. bekletilmesiyle termik şok, bulundukları suya düşük voltta elektrik verilmesiyle elektrik şoku, addüktör kasının bir iğne ile uyarılması ile mekanik şok ve manto boşluğuna KCl solusyonu verilmesi ile kimyasal şok yapılmış olur. Şok yöntemler ile elde edilen fazla sperm solusyonu anaç tanklarına bırakıldığında uyarılmamış dişilerin döllerini bıraktıkları görülür.

 3.3Yumurtaların İnkübasyonu ve Larva Özelikleri

20°C’de ilk bölünme döllenmeden yaklaşık 45 dak. sonra olur. Döllenmeden 24 saat sonra silli trakofora safhasına ulaşılır. Bu safhada büyüme ve hareket çok hızlı olup, larva sillerini kullanarak hareket eder.

30 saat sonra, trakofora larvasında sindirim sistemi ve dorsal bölgenin posteriör tarafında, kabuk bezinin faliyeti sonucunda kalınlaşan bir kabuk görülür. BU kabuk hızlı bir şekilde gelişerek önce tek, daha sonra sağ ve sol tarafta olmak üzere iki kabuk haline gelir. Önceleri küçük olan kabuklar döllenmeden 40 saat sonra tüm vücudu kaplar. 48 saat sonra kabuklar tamamen vücudu örterek, boyu 95 µm, eni 70µm ve kalınlığı 70µm “veliger” larva safhasına ulaşılır. Bu safhada bir velum üzerinde uzun bir kamçı ve bunun etrafında siller görülmektedir. Bir tehlike anında velum kabuk içine çekilerek kabuklar kapama kasları ile sıkıca kapatılır(Bayne ve ark., 1976).

Midye larvaları yaklaşık olarak 2-4 hafta planktonik bir yaşam sürerek su sütununda aktif olarak yüzer ve beslenirler. Larva 140-150µm boya ulaştığında kabukların bağlandıkları noktada yuvarlanmış umbo görülür. Bu değişim ile larva, düz menteşeli durumdan umbo safhasına geçer. Larva 210-230µm boya ulaştığında umbo yavaş yavaş menteşeden yayılır ve küçük bir tomurcuk halini alır. Kabuk boyu 220-230µm’ye ulaştığında larvada bazı yapılar gelişmeye başlar. Göz noktası gelişir ve larva 245µm’ye ulaştığında kaybolur. Larva 195-210µm iken ayak oluşur ve 215-240µm boya ulaşan larvalarda ise ayak aktif hale gelir.

Yaklaşık 260µm’ye ulaşan larvalar pediveliger denir ve bu aşamada metamorfoz geçirmeye hazırdırlar. Bununla beraber uygun bir substrat olmadığı taktirde metamorfoz 10°C’de 40 günün üzerinde 20°C’de 2 gün ertelenebilir. Metamorfozun gecikmesi durumunda büyüme çok azalır ve velum kısmen dejenere olur. Larva beslenemez ve yüzme bozulur. Ölüm oranı artar(Dare, 1976).

3.4 Larval Gelişim

Midye larvaları 15–30 gün içinde metamorfoz aşamasına ulaşır ve yerleşmeye başlarlar. Larval yaşam süresi yeterli ve uygun besine, sıcaklığa, tuzluğa ve diğer değişkenlere bağlıdır. 3 haftalık bir larval dönem sonunda larva ağırlığı 0.1µg’dan 1.0µg’a ulaşır. Larva günlük olarak ağırlığının %30-60’ı kadar besine gereksinim duyar.

Larva ölümleri su ortamında var olabilecek predatör organizmalardan kaynaklanabileceği gibi su kalitesindeki ekstrem değişikliklerden de kaynaklanmaktadır. Birçok vertebrate ve invertebrate bu hareketli larvaları besin olarak tüketebilmektedir. Bivalv larvalarının bulunduğu bir stoğun %3’nün poliket (Neptys ciliata) larvaları tarafından günlük besin olarak kullanılabilmektedir. Diğer ölümler ise aynı türün veya diğer suyu süzerek beslenen türlerin ergin bireyleri tarafından da bu larvalar filtre edilebilmektedirler.

 3.4.1Büyümeye sıcaklığın etkisi

Midye larvalarında kabuk boyuna göre büyüme eğrisi bazı verilerde linear olmasına karsın genelde sigmoidal şekildedir.Midye larvaları 5°C’de büyüme durur. Sıcaklık 10-16 arasında büyüme oranı artar ve yüksek sıcaklıklarda ise büyüme yavaşlar veya bazı populasyonlarda durur. Bu sıcaklık aralıkları populasyonların bulundukları bölgeye göre az değişiklikler gösterir.

3.4.2 Büyümeye tuzluluğun etkisi

Bazı midye populasyonlarında büyüme ‰19’da durur, ‰30-32’de ise normal büyüme gösterirken, bazı pulasyonlarda ise ‰14 tuzlulukta bile büyümenin olduğu tespit edilmiştir.

Midye larvalarının büyümesi üzerinde tuzluluk ve sıcaklık birbirleri ile ilişkili ve larvalar üzerinde etkili parametrelerdendir. Optimum larval büyüme 20°C’de ve ‰25-30 tuzlulukta olur. Büyüme sıcaklık 25°C‘ye çıktığında ve 10°C’nin altına düştüğünde, tuzlulkise ‰40 gibi yüksek veya çok düşük olduğunda azalmaya başlar. Midye larvalarının Büyüme istekleri dar tuzlukluk ve sıcaklık aralığındadır. Bu hayatta kalmaları için duydukları istekten daha dardır.

3.4.3 Larval Beslenme

Midye larvaları süzebilecekleri büyüklükte olan her partikülü filtre edebilmektedirler. Kültür şartlarında bu süzülen maddelerin değerlendirilmesi ve değerlendirilenlerin de besinsel kalitelerinin iyi olması istenir. Larva besini olarak kullanılabilecek birçok alg hücresi üzerinde araştırmalar yapılarak bunlardan hangilerinin uygun besin olduğu tespit edilmiştir.

Chlorella sp. hücre duvarının kalın olması ve metabolik artıklarının bivalve larvaları için toksik olması nedeni ile kabuklu larvalarının beslenmesinde tercih edilen bir fitoplankton türü değildir. Daha çok hücre duvarı olmayan flagellalı hücre türleri besin olarak tercih edilmektedir. Verilecek besin miktarı kültür sıcaklığına, larva sayısına ve alg kültür yaşına bağlı olarak değişir. Tek tür ile besleme yapmaktan ziyade karışık türler ile yapılacak besleme ile larvalar daha hızlı bir büyüme gösterirler. Isochrysis galbana, Monochrysis lutheri, Phaedactylum tricornutum, Dunaliella tertiolecta, Tetraselmis suecica, Chaetoceros calcitrans larva beslemede kullanılan başlıca fitoplankton türlerindendir(Bayne ve ark., 1976).

3.4.4 Metamorfoz ve Substrat Seçimi

Pediveliger larvalar zemine iner ve ayağı ile sürünerek uygun yer arar. Midye kültür halatları gibi uygun bir substrat bulduğunda, pediveliger larvalarda yerleşme işlemi başlar. Bunun için bysal bez salgılarıyla kendini substrata yapışır. Bu işleme yerleşme adı verilir. Bu onun sesil hayata geçişinin başlangıcıdır. Midye kendini bysus iplikleri ile yapıştırdığında velum tamamen kaybolur ve suda yüzme aktivitesi sona erer. Midye larvaları filamentli yapıları yapışmak için tercih ederler. Düz, ürüzsüz bir zeminden çok pütürlü ve üzerinde fouling organizmaların tutunduğu yüzeyleri tercih ederler. Bu tercihlerinde kimyasall cezbedilicilikten çok, morfolojik cezbedici özelliği söz konusudur(Dare, 1976).

 4-MİDYE YETŞTİRME TEKNİKLERİ

Midyelerin üreme döneminin uzun olması nedeni ile doğal ortamdan yavru bireyler uygun sistemler ile kolaylıkla temin edilebilmektedir. Laboratuvar şartları altında başarılı bir şekilde yumurtlatılıp larva yetiştiriciliği yapılabilmesine karşın larva kültürü üreticilere ek bir maliyet getirmektedir. Bu sebeple tam kontrollü yumurtadan pazara yetiştiricilikten ziyade yarı kontrollu olarak yavru aşamadan pazara kadar kültür uygulamaları yapılmaktadır. Yumurta ve larva çalışmaları daha çok biyolojik, fizyolojik ve genetik çalışmalar için yapılmaktadır. Bir diğer yumurta ve larva üretim nedeni ise deniz balıkları ve krustase larvalarına zooplankton olarak ek beslemede kullanılmak amacıyla üretilmektedir.

4.1 Yavru Toplama

Midye üreticileri için yavru toplama işlemi kültür içim önemli bir bölümü oluşturur. Yetiştiriciler ihtiyaç duydukları yavruları kendileri toplayabilecekleri gibi sadece bu iş ile uğraşan kişilerden de satın alarak yavru ihtiyaçlarını karşılamaktadırlar.

Genellikle larva biyolojisinden yararlanarak pelajik-planktonik yaşamdan sesil yaşama geçerken midye stoklarının olduğu bölgelere midye larvalarının yapışmaları için cezbeden kollektörler bırakılır(Dare, 1976). Bu kollektörlere tutunan genç bireyler kültür alanlarına taşınarak uygun kültür sisteminde büyümeye alınırlar.

Doğal ortamdan kollektörler vasıtası ile yavru midyelerin toplanmasında aşağıdaki konulara dikkat edilir:

-Midye yataklarının olduğu bir bölge olmalıdır

-Midyelerin üreme döneminde kollektörler denize bırakılmalıdır.

-Fouling organizmaların az olduğu veya tutunmalarının az olacağı dönemde kollektörler denize bırakılmalıdır. Bu alanlara kollektörler bırakılmadan önce ön çalışmalar yapılmalı ve midyelerin ürediği fakat fouling organizmaların az olduğu zaman seçilmelidir. Eger fazla olursa midye yerine bu organizların toplanması gerçekleştirilmiş olur.

-Yavruların tutunmak için tercih edecekleri kollektörler seçilmelidir.

-Düz olmayan, pürüzlü ve filamentli yapılar kollektör olarak kullanılmalıdır.

4.1.1 Kollektörler ve Özellikleri

Günümüzde midye yavrularının toplanması için kullanılan birçok kollektör materyali vardır. Bunlar doğal materyaller (bitki liflerinden hazırlanan halatlar, Manila halatları) ile sentetik (polypropilen ) halat ve sentetik (polyetilen) ağlardır. Kuzey Amerika’da denize sarkıtılan polipropilen halatlar ile denize bir perde gibi bırakılan farklı göz açıklığındakı polietilen ağlar kullanılmaktadır. Günümüzde en fazla kullanılan ve en iyi sonucu veren materyall hindistan cevizi liflerinden hazırlanan halatlardır. Bu halatlar filamentli yapısı nedeni ile midye yavru toplamada etkili sonuçlar vermektedir.

Yavru toplamak için kazıklar kullanıldığında, bunların üzerinde balanusların ve kırmızı alglerin yapışmasını beklemek gerekmektedir. Midye spatları bu yapıların üzerine ağaç materyale oranla daha fazla tutunmaktadır.

Kollektörlerin denize bırakılma zamanı kadar, denizdeki konumları da önemlidir. Halatlar denize dik durumdan ziyade deniz yüzeyine paralel olacak şekilde bırakılırlar. Kollektörlerin denize bırakılma derinliği de önemlidir.

Midye yavruları su yüzeyine yakın yüzeylere yoğun miktarlarda tutunurlar. 3 m derinliğe bırakılan bir polipropilen halatın 1cm2’lik yüzey alanına tutuna yavru midye(spat) sayısı 100 iken 10 m derinliğe bırakılan halat üzerine tutunan spat sayısı 10’a düşmektedir. Bu sayı farklı bölgelerde değişebilir. Fakat derinliğe bağlı olarak midye spatlarının tutunma oranı azalır. İspanya’da Fuentes ve Molares (1994)‘de yaptıkları bir çalışmada 9 metreden 11.2 spat/4cm2, 5 metreden 29.1 spat/4cm2 ve 1 metreden ise 35.3 spat/4cm2 elde etmişlerdir.

Eğer kollektör olarak ağlar kulanılıyorsa bu ağların göz açıklıkları önemlidir. 22mm göz açıklığındaki bir ağa tutunacak spat sayısıs 13mm göz açıklığındaki bir ağa göre çok daha az olacaktır. Bu şekilde tutunmanın fazla olduğu alanlarda spat toplama kontrol altına alınabilkir. Ayrıca Büyük gözlü ağlarda daha az midye tutuduğundan midyelerin büyümesi için daha geniş bir alan sağlar.

Halatların uzunluğu ve çapları ülkeler ve spat toplayan üreticilere göre bazı farklılıklar gösterebilir. Maine’de13mm çapında ve Manila halatları kullanılırken, 16mm çapında ve 8m uzunluğunda polipropilen halatlar kollektör olarak kullanılmaktadır.

Her üretici kendi şartlarında en iyi sonucu veren kollektörü tercih etmelidir. Bir bölgede ve ya ülkede başarılı bir şekilde kullanılan materyal aynı sonucu başka bir yerde göstermeyebilir.

Diğer bir yavru toplama yöntemi ise dreçler ile midye yavrularının bol olduğu alanlarda avlanmasıdır. Pazara sunulmak üzere yapılan midye hasatları esnasında da var olan küçük bireyler ayrılarak tekrar büyümeleri için yetiştirme alanlarına bırakılmaktadırlar. İspanya’da kıyılardan midye yavruları elle toplanmaktadır.

Yavru midyelerin yoğun olduğu alanlardan toplanan midyelerin zaman kaybetmeden kültür alanlarına taşınması gerekmektedir. Böylece midyeler daha az strese maruz kalırken büyüme ve yaşama oranları da yüksek olur.

4.2 Kültür Yöntemleri

Avrupa’da midye kültürünün 700 yıl önce Fransa’dan ağaç kütükler ile yüklenen geminin 1235 yılında kaza yapması sonucu başladığı bilinmektedir(Mason, 1971). Gemiden kurtulan Patrick Walton adlı bir gemici üzerine ağ koyarak ağaç kütüklerini  deniz kuşlarını yakalamak için kullanmıştır. Bu işlem için tam başarılı olamamıştır. Fakat bu esnada bu kütüklere fazla miktarda midyelerin turtunduğunu gözlemiştir. Böylece bu kazıkları midye toplamada ve büyütmede kullanarak besinini temin etmiştir. Küçük nbir değişiklik ile Waltson sistemi günümüzde kazık kültür sistemine dönüşmüştür. Bu sistem halen Fransa’nın batı kıyılarınsda kullanılan en etkili sistemdir.

13.yy’dan sonra Avrupa’da birçok midye kültür yöntemi geliştirilmiştir. Genel olarak 4 temel kültür yöntemi vardır. Bu yöntemlerin etkinliği ülkere göre değişiklik göstermektedir. Son yarım yüzyılda bu kültür yöntemlerine 1 yeni yöntem ilave olmuştur. Bu yüzen halatlarda yapılan midye kültürüdür.

Kültür yöntemlerini genel olarak zeminde ve zeminden uzakta olmak üzere ikiye ayırabiliriz:

1- Zeminde

-Dip Kültürü

2- Zeminden uzak

-Kazık veya kütüklerde kültür

-Raf kültürü

-Sallarda kültür

-Halatlarda kültür olarak sınıflamak mümkündür(Mason, 1971).

4.2.1 Kültür Alanının Seçimi

Midye kültürüne başlamada önce yetiştiriciliği yapılacağı alanın dikkatle seçilmesi gerekmektedir. Kültür alanının midyelerin hızlı büyüyüp gelişmesine izin verecek sıcaklık, tuzluluk değerlerine,belli bir su akıntısına, yeterli ve uygun besin miktarına sahip olmalıdır. Toksik planton patlamaları ile evsel ve endüstriyel girdiler olmamalıdır. Uygulanak üretim sistemi arazi şartlarına uygun olmalı ve sistem deniz ulaşımı üzerinde kurulmamalıdır.

4.2.1.1 Dip Kültürü

Bu yöntemde genel prensip midye yavrularının çok bol olan yerlerden toplanıp daha hızlı büyüyüp, daha fazla et dolgunluğuna sahip olacağı alanlara seyrek olarak bırakılmasına dayanır.

8-13mm büyüklüğündeki 1 yıllık olan midye yavruları doğal midye yataklarından dreçler yardımı ile toplanırlar. Taze olarak tüketime sunulacak olan güçlü addüktör kasına sahip kalın kabuklu midyeler gel-git etkisindeki deniz alanına bırakılırken ince kabuklu olup işlenecek midye yavruları 3-6m derinliğindeki kültür alanlarına tasınırlar. Bu midyeler bu alanlarda 18-24 ayda 7cm olan pazar boyuna ulaşırlar. Bazı Hollanda’lı üreticiler %30-40et verimi elde edebilmek için midyeleri 2.5-3 yıl sonra hasat etmektedirler.

Bazı zeminler çamurlu yapıya sahip olabilir. Bu durumda midyelerin hasatı yine dreçler yardımı ile olur. Bu midyeler beslenmeleri esnasında bünyelerine bu çamur materyalinden de alırlar. Bu durumdaki midyeler pazara sunulmadan once taşlı veya çakıllı bir zemine yerleştirilerek var olan çamur birikintisinin temizlenmesi sağlanır(Hurlburt ve Hurlburt, 1980).

Bu yöntem yaklaşık 150 yıldır Hollanda’da başarılı bir şekilde uygulanmaktadır. Ortalama midye yataklarından 5.5kg/m2 verimle 22ton/dönüm/yıl midye hasatı yapmaktadırlar.

4.2.1.2 Kazık veya Kütüklerde Kültür

Fransa’nın Atlantik, Britany ve Normandy’nin kuzey kıyılarında yaygın olarak kullanılan bir kültür yöntemidir. Bu kıyılar rüzgarlara karşı korumasızdır. Gel-git çok fazla olduğu için su sıcaklığı 4-21°C arasında tuzluluğu ise ‰29-34 arasında sezona bağlı olarak değişmektedir. Bu aşırı gel-git’in yetiştiriciler açısından dezavantajı olduğu gibi avantajları da vardır. Sular çekildiğinde üreticiler midye kazıklarında çalışmalarını yaparlar(Goulletquer ve ark., 1994).

Meşe ağacı en iyi kazık materyalidir. Genellikle 20cm çapında 3m uzunluğunda kazıklar kullanılmaktadır. Bu kazıklar deniz tabanına 1.5-2m dışarıda kalacak şekilde çakılırlar. Kazıkların alttan30cm’lik kısmına deniz yıldızlarının, yengeçlerinve diğer predatör organizmaların tırmanmasını engellemek için pürüzsüz plastik sarılır. Kazıklar 1m aralıklar ile dikilir ve her kazık sırası arasında 3m mesafe bırakılır. Bu aralıklar bölgeden bölgeye değişiklik gösterir. Bu kazık sıraları arasında sular çekildiği zaman at arabaları, traktörler, bisikletler ile gidilerek çalışmalar yapılır. Gel-git’in az olduğu bölgelerde ise ulaşım aracı olarak tekneler kullanılır. Kazıkların kültür alanı üstte kalan 1.5m’lik kısımdır. Walton’un gelmiş olduğu Aiguillon körfezi’nde 2.5 milyon kazık (Her sırada 50 kazığın kullanıldığı ve 50 000’den fazla sıranın olduğu) kullanılır. Toplam olarak Fransa kıyıları boyunca 1100km’lik bir alanda kazık kültürü yapılmaktadır(Bardach ve ark., 1972).

Gel-git’in az olduğu alanlarda yavru midyeleri toplamak amacıyle doğal midye yataklarının olduğu yerlere halatlar(kollektörler) bırakılır. Birkaç hafta içinde midye yavruları bu halatlara yapışır. Yavru midyelerin tutunduğu bu halatlat kazıkların bulunduğu alanlara taşınır. Gel-git’in fazla olduğu bölgelerde ise yüksek su akıntısı (hareketi)olduğu için midye yavrularının tutunmasını engeller. Bu nedenle bu bölgelere yavru midyelerin tutunduğu halşatların taşınması çok önemlidir. Spatların tutunmuş olduğu kollektörler kazıklar üzerine tek tek sarılır. Bu sarma işlemi esnasında halat kazık üzerine bir çivi yardımı ile sabitlenir. Daha sonra “S” ve “Z” şeklinde sarılırlar. Bu midyeler çok kısa bir süre içinde büyüyerek kazığın tamanını kaplarlar. Başlangıçta kollektör üzerinde tutunmuş midye sayısı çok olduğu için büyüyen midyeler sıkışır. Midyelerin hızlı büyümeye devam edebilmeleri için kazıklardaki midlere kazınarak toplanır. Bu amaçla mekanik alatlerden yayalanıldığı gibi sular yükseldiğinde tekne ile kazıların yanına gidip kepçe benzeri bir kenarı bıçaklı bir aparat ile elle da toplanabilir. Bu işlem zaman alıcı ve işçiliği fazla olduğu için ekonomik durumu iyi olan üreticiler mekanik olarak çalışan aletlerden yararlanır. Bunlar alt kısmı açılabilir sert plastik ile kapatılıp açılabilen iki kapaktan oluşan bir büyük silindir tüptür. Tekneden elektronik olarak kontrol edilir. Alt kapaklar kapatılır. Bir vinç yardımı ile silindir kaldırılıp tekneden kazığı tamamen içine alacak şekilde geçirilir. Alt kapaklar yine tekneden kontrol edilerek sıkıca kapatılır. Vinç yardımı ile yukarı çekilirken midyelerde sıyrılarak bu silindir. İçine dolar. Tekneye alınan silindir içindeki midyeleri tanklara boşaltılır. Bu alet aynı zamanda midyelerin hasatında da kullanılmaktadır.

Kazıklardan toplanan mnidye yavruları 15cm çapındaki ve 2m uzunluğundaki plastik ağdan hazırlanmış Bu esneyebilen silindirler tekrar aynı şekilde kazıkların üzerine sarılırlar. Bu işlemden sonra 6-7cm olan Pazar boyuna midyelerin ulaşması 12-18 ayı alır. Bu midyeler 20 kg’lık torbalar içinde pazarlanırlar. Midye kültür alanları Fransız hükümeti tarafından toksik organizmaların açısından takip edilir. Böyle bir tehlike görüldüğünde ise midye hasatı tehlike geçene kadar durdurulur. Midye kültür alanları hükümetten kiralanır ve çoğu aile işletmesidir. Birkaç büyük çiftlik dışında(75 000 kazık ile çalışan) genellikle 15 000-20 000 kazık ile üretimi gerçekleştiriler. Bir kazıktan 9,1-11,3kg/yıl canlı midye ve ya 4,5kg/yıl et hasatı yapılabilmektedir. Bir dönüm alandan bir yıl içinde 5 ton canlı midye veya 1 800 ton et üretimi yapılabilmektedir.

Fransa’da midyeler taze tüketilir. Üretimin büyük bir kısmı iç tüketimi karşılamak için yapılır. Talebin fazla olduğu yıllarda ise komşu ülkelerden midye ithal ederler.

4.2.2 Sal Kültürü

İspanya’nın Kuzeybatı Atlantik kıyılarında 5 körfez vardır. Bu körfezlerin kıyıları denize dik ve sarptır. Bunların toplam uzunluğu 24km genişliği ise 3-10km olup ortalama 30m(max.60m) derinliğe sahiptirler. Körfezlerin ağız kısımları adalar tarafından okyanus fırtınalarına ve dalgalarına karşı korunmaktadır. Yıllık yüzey su sıcaklığı 9-21°C ve tuzluluğu ise ‰35 ‘dir. Bu alanda Sal kültürü 30 yıldan beri uygulanmaktadır.(Figueras, 1989; Figueras, 1990; Fuentes ve Molares, 1994)

Midye kültüründe kullanılan sallar oldukça basit malzelerden yapılmaktadır. İlk kullanılan malzemeler eski tekne gövdeleriydi. Daha sonraları sallar 4-6 köşeli duba ve ya yüzdürülen metal aksamdan yapılmaya başlamıştır. Günümüzde en yaygın kullanılan malzeme ise strafor ve fiberglas materyaldir. Ahşap salların ana bedeni oluşturan çerçeve 5cm2’lik yüzey alanına sahip okalüptüs ağacından hazırlanan krişlerden hazırlanmaktadır. Herbir kriş 45-50cm aralıklar ile ana bedene sıkıca bağlanmaktadır. Bu salların büyüklükleri değişmekle beraber ortalama 23m x 23m olacak şekilde hazırlanır ve bu sala 700 halat asılabilir. Ana beden yüzdürücüler ile alttan desteklenerek batması engellenir. Sallar her iki ucundan beton ağırlıklar ile deniz dibine yaklaşık 20 tonluk beton ağırlıklar ile sabitlenir. Böylece salın bir alanda sabit kalması sağlanmış olur. Sallara asılan halatları uzunluğu 9m’dir. Bu halların uzunluğu deniz tabanına değmeyecek şekilde ayarlanır. Böylece midyeler deniz yıldızlarının, yengeçlerin ve diğer dipte yaşayan predatör organizmaların zarar vermesi engellenmiş olur. Sonbaharda sahil boyunca taşlara tutunmuş olan yavru midyeler toplanır ve suda birkaç çinde eriyebilen rayon fileleri içerisine bir halat ile yerleşririlirler. Fileler sallardan sarkırılırlar. File eriyene kadar midyeler file içindeki halata bysus iplikleri ile tutunurlar.Bu midyeler bir yıl içinde 8-10cm boya ulaşırlar. İlkbaharda ise sallardan boş halat kollektörler sarkıtılarak yeni midye yavruları toplanmaktadır(Bardach ve ark.,1972). Midyeler halatlara tutunduktan sonra pazar boyuna ulaşması 18 ayı alır. İspanya bu şekilde sallarda yetiştirlen midyeler hızlı büyümeleri ve et oranlarının yüksek olması nedeni ile dünyaca bilinen en kaliteli midyelerdir. Midyelerin et verimi %35-50 arasında değişir.

Kültür esnasında midyelerin birkaç kez seyreltilmesi gerekmektedir. Böylece hem midyelerin büyüme hızları düşmemekte hem de halatların aşırı ağırlıktan dolayı kopması engellenmiş olmaktadır. Bu işlem ile bir halat 2-3 halata bölünebilmektedir. Bu halatlar 13mm naylon veya 25mm esparto bitkisinden hazırlanmaktadır. Halatların her 40-50cm’sine 30cm boyunda ve 20mm kalınlığında tahta çubuklar yerleştirilerek halat üzerinde büyüdükçe ağırlaşan midye kümelerinin aşağıya kaymasını engellemektir. 9m uzunluğundaki bir halat 113kg /yıl midye üretir. 700 halatlı bir ise 80 ton kabuklu midye üretir. Bu da 41 ton midye eti demektir. Yoğun olarak midye üretiminin yapıldığı alanın 1 dönümünde ise 90 800kg midye eti yıllık olarak üretilebilmektedir. İspanyol midye üreticileri diğer canlıların kültürü ile uğraşan üreticilere göre midyelerin doğal ortamdan yararlanarak büyümesi, herhangibir ek masrafı ve yapay besleme sorunun olmaması nedeni ile 200 kat daha karlıdırlar. Bu halatların hasatı vinçli tekneler ile yapılır. Halatlar vinç ile kaldırılır teknede bulunan bir metal sepet içine Sal bağlantıları kesiler yerleştirilir. Hasat edilen midyeler İspanya içi veya dışına satılmadan önce kanunlarına göre mutlaka 24 saat depurasyon işlemine tabii tutulmalıdır. Bu basit depurasyon işleminde midyeler tanlara alınır. Hafif klor solusyonu içeren sürekli deniz suyuna 48 ssat maruz bırakılırlar. Böylece midyeler bünyelerinde bulunabilecek istenmeyen maddeleri bu ytemiz akışkanlı suya bırakarak etleri temizlenmiş olacaktır. Bu işlemden sonra midyeler bu klorlu sudan çıkarılır ve süzülür, 3 saat sularının akması beklenir ve 15 kg’lık fileler içerisinde soğutmanın olmadığı kapalı bir araç içinde 3 gün gibi uzun süre dayanabilirler.

İspanya’da deniz alanı ve sallar hükümetten kiralanmaktadır. Bir aile ortalama büyüklükteki 2-4 midye salını rahatlıkla idare edebilmektedir. Büyük şirketler ise 20-30 Sal ile çalışmaktadır. İspanya üretiminin %95’i Galiçya körfezlerinden yapılmaktadır. Üretimin %25’ Fransa ve Italya’ya satılmaktadır.

 4.2.3 Halatlarda Kültür

Bu sistem deniz yüzeyine horizontal serilen ana halat bedeninden ve bunların yüzdürücülerinden oluşur. Bu ana bedene vertikal olarak hem kollektör amaçlı halatlar asılabileceği gibi hem de midyelerin bu halatlarda büyümesi sağlanabilmektedir. Horizontal olan ana bedeb 60m uzunluğunda olup 6m aralıklar ile 200lt’lik plak bidonlar ile yüzdürülmektedir. Bu ana beden tek olarak hazırlanabileceği gibi aralarındaki mesafe 1m olacak şekilde bir çift olarak da hazırlanabilmektedir. Bu anabedenler arası mesafe 3m olur. Vertikal halatlat ise 50cm aralıklar ile bağlanır ve uzunlukları 6,5m’dir. Bu halatların uzunluğu , aralarındaki mesafeler yine üreticilere göre değişiklikler göstermektedir(Figueras, 1989). Bu sistemlerde yavru toplama doğrudan sisteme asılan halat kollektörler ile yapılmaktadır. İlkbaharda halatlara tutunan midyeler 14-16 ay sonra 6-7cm boya ulaşırlar. Fazla tutunmuş midye yoksa bu midyelerde seyreltme işlemi yapılmaz. Bu sistemin en önemli avantajı ağır kış şartlatına karşı dayanıklı olmasıdır. Gelgit’in 1m gibi az olduğu yerlerde uygulannan bu istemde operasyon da vinçli tekneler ile yapılmaktadır. Kış şartlarının çok ağır geçtiği ülkelerde su yüzeyi buz tutmaktadır. Bu durumda ne midyeler ne de sistem hiçbir zarar görmez. Kışı ağır geçen İsveç’de yılda 1 dönümden 13 600-15 900kg midye eti elde edilebilmektedir.

Kültür sitemleri ülkeler göre faklılıklar gösterebilir (Tablo 1). Bir ülkenin kullandığı sistemin tamamen aynısını yapmaktansa, kültürü yapılacak alanın şartlarına uygun sistem bazı modofikasyonlar ile kullanılabilir. Kültür alanında böyle bir sistemin küçük br modeli hazırlanarak midyelerin tutunma veya büyüme oranları ile sistemin dayanıklılığı test edilmelidir(Hickman, 1992).

Tablo 1. Ülkelere göre midye kültür yöntemleri

Ülke

Tür

Kültür Yöntemi

Çin

Mytilus edulis

Perna viridis

Halat

Sal

İspanya

M. galloprovincialis

Mytilus edulis

Sal

İtalya

M. galloprovincialis

Halat

Hollanda

Mytilus edulis

Dipte

Fransa

M. galloprovincialis

Mytilus edulis

Kazık

Halat

USA

Mytilus edulis

M. californianus

Dip, Halat

Sal

Almanya

Mytilus edulis

Dip

İrlanda

Mytilus edulis

Dip, Halat, Sal

İngiltere

Mytilus edulis

Dip, Sal

Yunanistan

M. galloprovincialis

Sal, Halat

Malezya

Perna viridis

Sal

Portekiz

M. galloprovincialis

Sal

Bulgaristan

M. galloprovincialis

Halat

Hindistan

Perna viridis

Perna indica

Sal, Halat

Kültür yöntemleri içerisinde bugün en fazla tercih edilen ve kullanılan sal ve halat kültürleridir. Aynı bölgede dipte yapılan kültüre göre sallarda veya halatlarda yapılan kültürün %50 daha fazla verim verdiği bilinmektedir. Bu sistemler ile deniz alanından maksimum bir verim alınırken zeminde var olan predatör canlılardan da midyeler korunmuş olmaktadır. Sal ve halat kültürlerinde ise foling organizmalar ile predatör balıklar problemi vardır. Foulingin fazla olduğu dönemlerde midye fileleri veya halatları sık sık kontrol edilmelidir. Eğer fazla miktarda fouling organizma midyeler üzerine yapışırsa onların su ile olan temaslarını engelleyecektir. Bu durumdaki midyelerde su alış verişi azalacağından sudan hem besinini hem de oksijenini sağlayamayan midyeler kısa bir süre sonra öleceklerdir. Bu organizmalar ile halatlara veya sallara binen yük artacak ve sistem batma tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır.

Predatör organizmaların başında balıklar, yengeçler, deniz yıldızları ve deniz kuşları gelmektedir. Midyeleri besin olarak kullanarak zarar vermektedirler(Fuentes ve ark., 1994; Lök ve Köse, 1999).

 Entegre  Kültür Uygulamaları

Suyu süzerek beslenen midye gibi kabuklu su canlıları son yıllarda deniz balıkları kültür alanlarında birlikte kültür uygulamaları artmıştır. Bu sistemde ağ kafeslerden belli mesafeye(20-50m) yerleştirilen halat veya sal kültür sistemlerinde midye veya istiridye kültürleri yapılmaktadır. Balık besleme esnasında suda çözünenen yemler kabuklular tarafından değerlendirildiği gibi, yemlerin çözünmesi ile suya karışan azotlu bileşikler ile beslenerek çoğalan fitoplankton hücreleri de kullanılmaktadır. Böylece ağ kafeslerinin bulunduğu bölge kabuklular tarafından filtre edilip temizlenirken, yeni bir ürünün üretimi hiçbir yemleme yapmadan söz konusu olmaktadır (Hindioğlu, 1998)

 5-Sonuç

Kabuklu su ürünleri içerisinde ülkemizde en iyi bilinen tür midye olmasına karşın henüz bilinçli bir yetiştiricilik çalışması başlamamıştır. Bilimsel araştırmalar yanında ağ kafes üreticileri yüzdürücülere bol miktarda tutunan midyeleri basit sistemlerde kültür çalışmalarını denemeye başlamışlardır. Gelecekte ağ kafeslerde balık yetiştiriciliği ile birlikte kültür uygulamalarının başlaması ile hem çevre hem de kabuklu su ürünleri üretimi açısından yararlı olacaktır.

KAYNAKLAR

Alpbaz, A., 1993. Kabuklu ve eklembacaklılar yetiştiriciliği. E. Ü. Su Ür. Fak. Yay. 26-82.

Alpbaz, A.G., 1997. Dünyada ve Türkiye’de su ürünleri yetiştiriciliğinin dünü, bugünü ve geleceği. Akdeniz Balıkçılık Kongresi. E.Ü.Su.Ür. Fak.Yay. 5-15.

Bardach, J. E., Ryther, J.H., McLarney, W. O., 1972. Culture of mussels. Aquaculture, The Farming and Husbandry of Freshwater and Marine Organisms . pp. 760-776.

Bayne, B.L., Widdows, J., Thompson, R.J., 1976. Physiology: I. In: Bayne, B.L.(ed.). marine mussels: their ecology and physiology. Cambridge University Press. pp. 122-159.

Dare, P. J., 1976. Settlement, growth and production of the mussel, Mytilus edulis L., in Morecambe Bay, England. Fish. Invest. (Ser.2), 28: 1.

Field, I. A., 1922. Biology and Economic Value of the Sea Mussel Mytilus edulis. Bull. U. S. Bur. of Fisheries, Vol: 38, pp. 127-259, Washıngton.

Figueras, A. J., 1989. Mussel culture in Spain and France. World Aquaculture, 20(4): 8-17.

Figueras, A., 1990. Mussel culture in Spain. Mar. Behav. Physiol., 16: 177-207.

Fuentes, J., Reyero, I., Zapata, C., Alvarez, G., 1992. Influence of stock and culture site on growth rate and mortality of mussels (Mytilus galloprovincialis Lmk.) in Galicia, Spain. Aquaculture, 131-142.

Fuentes, J., Molares, J., 1994. Settlement of the mussel Mytilus galloprovincialis on collectors suspended from rafts in the Ria de Arousa /NW pf Spain): annual pattern and spatial variability. Aquaculture,122: 55-62.

Gosling, E.M., 1992. Systematics and geographic distribution of Mytilus. In: Gosling, E.(ed.). The mussel Mytilus: Ecology, physiology, genetics and culture. Elsevier, New York, pp. 1-17.

Goulletquer, P. T., Joly, J. P., LeGagneur, E., Ruelle, F.,1994. Mussel (Mytilus edulis) culture along the Normandy coastline (France) : Stock assessment and growth monitoring. ICES Statutory Meeting , Shellfish Committee, K: 10, p. 11.

Hickman, R.W.,1992. Mussel cultivation. In: Gosling, E.(ed.). The mussel Mytilus: Ecology, physiology, genetics and culture. Elsevier, New York, pp.465-510.

Hindioğlu, A. 1998. Deniz balıkları yetiştiriciliği ile kabuklu kültürünün entegrasyonu. Özhan, E. (ed.) Türkiye’ nin Kıyı ve Deniz Alanları II. Ulusal Konferansı, Türkiye Kıyıları 98 Bildiriler Kitabı, 22-25 Eylül 1998 ODTÜ Ankara s. 261-271

Hurlburt, C.G., Hurlburt, S.W., 1980. European mussel culture technology and its adaptability to North American waters. In: Lutz, R.A.(ed). Mussel culture and harvest: A North American perspective. Developments in aquaculture and fisheries science, 7. Elsevier scientific publishing company,New York pp.69-98

Langdon, C. J., Newell, R. I. E., 1990. Utilization of detritus and bacteria as food sources by two bivalve suspension feeders, the oyster Crassostrea virginica and the mussel Geukensia. Mar. Ecol. Prog. Ser. 58: 299-310.

Lök, A., Köse, A., 1999. İstiridye kültüründe karşılaşılan zararlı organizmalar. Sualtı Bilim Teknolojisi Toplantısı  Bildiriler Kitabı SBT-99. s.114-119.

Lubet, P. E., 1959. Reserches sur le cycle sexuel et L’emission des Gametes Chez les Pectinides et les Mytilides. Rev. Trav. Ist. Pm. 23(4), pp. 396-545, Paris.

Mason, J. 1971. Mussel cultivation. Underwater Journal 3: 52-59.

Seed, R., 1976. Ecology. In: Bayne, B. L.(ed), Marine mussels: their ecology and physiology, Cambridge University Press, pp: 13-65.

Seed, R., Suchanek, T.H., 1992. Population and community ecology of Mytilus. In: Gosling, E.(ed.). The mussel Mytilus: Ecology, physiology, genetics and culture. Elsevier, New York, pp. 87-157.

Stirling,H.P. ve Okumus, I., 1995. Growth and production of mussels (Mytilus edulis L.) suspended at salmon cages and shellfish farms in two Scottish sea lochs. Aquaculture, 134: 193-210.

Sugiura, Y., 1962. Electirical induction of spawing in two marine invertebrates (Urechis unucintus and hermahproditic Mytilus edulis). Biol. Bull. Woods Hole, 123: 203-206.

Uysal, H., 1970. Türkiye sahillerinde bulunan midyeler “Mytilus galloprovincialis Lamarck” üzerinde biyolojik ve ekolojik araştırmalar. E.Ü. Fen Fak., İlmi Raporlar Serisi , No.79, 79p

Tanrı Var mı? – İnanmak İçin Sebepler

Posted in tarih on Haziran 9, 2008 by sevdadenizi

Tanrı Var mı? – İnanmak İçin Sebepler

Aşağıdaki metin, Tanrı’ya inanmamız için direkt sebepler sunmaktadır…

Birisinin çıkıp Tanrı’nın varlığını basitçe ispatlayan bir delil göstermesi herkesin hoşuna giderdi, değil mi? “Sadece inanmak ve güvenmek zorundasın” ifadeleri yerine, gerçek bir kanıt… Bu bölümde bu kanıtlara aday olarak gösterdiğimiz unsurları size sunacağız.

Ancak ilk olarak şunu göz önüne almanız gerekir; eğer bir kişi Tanrı’nın varlığını bir olasılık olarak kabul etmiyorsa, bütün delilleri reddetmesi engellenemez. Eğer bir kişi insanların ayda yürüdüğüne inanmayı reddediyorsa, kendisine sunulacak bütün deliller onun düşüncesini değiştirmeye yeterli olmayabilir. Astronotların ay üzerindeki yürüyüşlerinin videoları, fotoğrafları, aydan gelen taş parçaları, tüm bunlar değersizdir çünkü bu kişi kesin bir şekilde insanların aya gidemeyeceğine karar vermiştir.

Konu Tanrı’nın varlığına geldiği zaman, Kutsal Kitap’ı yeterli kanıt gören insanlar da vardır (Romalılar 1:19-21). Diğer taraftan, Tanrı’yı bilmeyi isteyen kişiler için şöyle söylenmiştir: Yeremya 29:13-14 ” Beni arayacaksınız, bütün yüreğinizle arayınca beni bulacaksınız. Kendimi size buldurtacağım” diyor RAB.” Tanrı’nın varlığını destekleyen sebeplere bakmadan önce kendinize şu soruyu yöneltmenizi tavsiye ederim: Eğer Tanrı var ise, ben onu bilmeyi istiyor muyum?

Tanrı’nın Varlığını Destekleyen Sebepler…

1. Dünya tarihi boyunca, bütün kültürlerdeki insanlar, bir Tanrı’nın varlığını kabul etmişlerdir.

Bir kişi, bütün tarih boyunca gelmiş geçmiş bütün insanların, bütün ulusların ve kültürlerin hatalı, kendisinin haklı olduğunu nasıl söyleyebilir? Milyarlarca insan, çeşitli sosyolojik, zihinsel, duygusal ve eğitimsel çeşitliliği içeren milyarlarca insan, tek bir ağızdan bir Yaratıcı, bir Tanrı olduğuna karar kılmışlardır.

Antropolojik araştırmalar, günümüzde en uzaklardaki, en izole olmuş ve en ilkel kabilelerde bile evrensel bir Tanrı inancı olduğunu gösterir. Dünya üzerinde yazılmış en eski, en antik tarihi eserlerde veya efsanelerde, orijinal bir Yaratıcı, Tanrı konsepti görülmektedir. Günümüzde veya antik çağlarda çok tanrılı inançlara sarılmış, birbirinden bağımsız ve alakasız toplumların bile kökenlerinde en yüksek ve en yüce olan bir Tanrı bilinci olduğu görülür.

2. Gezegenimizin karmaşıklığı, sadece evrenimizi yaratan temkinli bir tasarımcıya işaret etmekle kalmaz bugün hala ona bağlı olduğunu gösterir.

Tanrı’nın tasarımına işaret eden bir çok örnek, hatta sonsuz örnek mümkündür, ancak biz sadece birkaçını verebileceğiz:

Dünya . . . boyutu mükemmeldir. Dünyanın boyutu ve yer çekimi, oksijen ve nitrojen gazlarından oluşan ince bir tabakayı, yerden 50 mil yukarıya kadar tutmaktadır. Eğer dünya daha küçük olsaydı örneğin Merkür gibi, bir atmosferi olması imkansız olacaktı. Eğer dünya daha büyük olsaydı örneğin Jüpiter gibi, atmosferi özgür hidrojen içerecekti. Dünya, hayvan, bitki ve insanları yaşatabilen, doğru bir karışımdan oluşan atmosfere sahip tek gezegendir.

Dünya, güneşten en doğru bir mesafede durmaktadır. Eğer dünya, güneşten daha fazla uzakta olsaydı, biz tamamen donardık. Daha yakın olsaydık hepimiz kavrulurduk. Dünyanın konumunundaki küçük bir değişiklik bile yaşamı imkansız hale getirirdi. Dünya, güneş etrafında 67,000 mil/saat hızıyla dönerken bile bu mükemmel mesafeyi korur. Bunu gerçekleştirirken aynı anda kendi ekseninde de dönmektedir. Böylece yüzeyinin ısınmasını ve soğumasını sağlar.

Ayın boyutu ve dünyaya olan uzaklığı, dünya ile olan yerçekimi açısından mükemmeldir. Ayın önemli okyanus gel-gitleri ve hareketleri ile sular ne durgunlaşır ne de kıtaların üzerine tırmanır.

Su . . . renksiz, tadsız ve kokusuz ancak hiçbir canlı onsuz hayatta kalamaz. İnsanların (üçte ikisi), bitkilerin ve hayvanların bedenlerinin çoğunluğu sudan oluşmaktadır. Suyun karakteristik özelliklerinin benzersiz bir şekilde yaşama uygun olmasına bakalım:

Suyun olağandışı bir donma noktası ve yüksek kaynama noktası vardır. Su, dalgalanan çevre ısılarına uyum sağlamamızı ve beden ısımızın sabit kalmasını sağlayan unsurdur.

Su evrensel bir çözücüdür. Dolu bir bardak suyu alalım, bir fincan şekeri ekleyelim, bardaktan hiçbir su taşmayacaktır, su basitçe şekeri içine çeker. Bunun anlamı şudur: Binlerce kimyasal, mineral ve besinlerin, en küçük damarlarımız boyunca ilerleyerek bedenimizin her yanına ulaşmasıdır.

Su aynı zamanda kimyasal olarak etkisizdir. Taşıdığı maddelerin niteliğini bozmadan yiyeceklerin, ilaçların ve minerallerin absorbe edilmesini ve beden tarafından kullanılmasına imkan verir.

Suyun benzersiz bir yüzey gerilimi vardır. Bitkilerin içerisindeki su, yer çekimine aykırı bir şekilde yukarı doğru çıkabilmekte, en yüksek ağaçların en uç dallarına bile besin taşıyabilmektedir.

Su, yukarıdan aşağıya doğru donmaya başlar böylece içindeki balıklar yaşamaya devam eder.

Dünya suyunun %97’si okyanuslardadır. Ancak dünyamızın içerdiği bir sistem, bu suyun tuzdan arınmasını, buharlaşıp tüm dünyayı sulamasını sağlar. Buharlaşma, okyanusun sularını tuzdan ayırır ve kara üzerinde suyu dağıtması için rüzgar tarafından itilen, bitkileri, insanları ve hayvanları, kısacası yaşamı besleyen bulutları oluşturur. Bu sistem hem arındırmayı, hem tekrar kullanmayı hem de besi sağlamayı içermektedir.

İnsan beyni . . . eşzamanlı bir şekilde sayısız bilgiyi işler. Beyniniz, etrafınızda gördüğü şekilleri, renkleri, kokuları, ısıları, ayağınızın altındaki basıncı, ağzınızın nemini, elinizdeki ve üzerinizi kaplayan elbiselerin dokusunu aynı anda işler. Beyniniz duygusal yanıtları, anıları ve düşünceleri kaydeder. Aynı zamanda bedeninizin düzenli işlerini sürdürür, nefes almanız, göz kapaklarınızı açıp kapamanız, yürümeniz, iç organlarınızın çalışması bunların bir kaçıdır.

İnsan beyni bir saniyede bir milyondan daha çok mesajı işleme tabi tutar. Beyniniz bütün bu veriyi tartar, önemine göre süzgeçten geçirir, göreli olarak önemsiz gözükenleri geri plana atar. Dünya üzerinde yaşamanızı ve işlev görmenizi sağlayan işlemci, beyninizdir. Her saniye milyonlarca veriyi işleyen, bedeninizin bilinçli ve bilinçsiz işlevlerini sürdüren ve sayısız etkinliği, yaratıcılığı olan insan beyninin şans eseri oluşmuş bir et parçası olduğunu kim iddia edebilir?

NASA uzaya bir mekik gönderdiği zaman içine yerleştirdiği maymunun bu gemiyi inşa etmesi ve kullanmasını beklememiştir, sadece zeka ve yaratıcılık sahibi bir tür bunu yapabilir. Birisi insan beyninin varlığını nasıl açıklar? Sadece insan beyninden daha bilgili ve zeki bir akıl bunu yaratabilir.

3. “Şans” yeterli bir açıklama değildir.

Efes harabelerine ya da Dolmabahçe sarayına baktığınızda bu eserlerin şans eseri oluşmuş, doğal yapılar olduğunu düşünür müsünüz? Sınırsız zaman, rüzgar ve yağmur sağlansa bile doğa bu eserleri oluşturamaz. Sağduyumuz bize bu eserlere baktığımızda, açık bir planlama ve ustalıkla oluşturulmuş, zeka ürünlerine baktığımız verisini verir.

Bu makale, dünyamızın birkaç şaşırtıcı yönüne dokunmaktadır: dünyanın güneşe konumu, suyun bazı özellikleri, insan bedeninin bir organı. Bunlardan herhangi birisi kazara olmuş olabilir mi?

Seçkin astronom Frederick Hoyle, amino asitlerin insan hücrelerinde tesadüfi bir şekilde bir araya geldiği iddiasının matematiksel olarak gülünçlüğünü ortaya koymuştur. Bay Hoyle, “şans” ihtimalinin saçmalığını takip eden analojide resimlemiştir: “Bir kasırganın, bir hurdalık üzerinden geçerken parçaları şans eseri birleştirip, şans eseri çalışan ve uçmaya hazır pırıl pırıl bir Boeing 747 oluşturmasının şansı nedir? Olasılık o kadar küçüktür ki, sınırsız zaman ve sınırsız hurdalık verilmiş olsa bile bu olasılıkta yükselme görülemez!”

Evrenin ve bizim yaşamımızın karmaşıklığı göz önüne alınıldığında, ihtiyacımız olan herşeyi yaratmış olan makul, sevgi dolu ve zeki bir Yaratıcıyı kabul etme durumunda kalırız. Kutsal Kitap, yaşamı yaratan ve sürdüren bu Yaratıcı’yı Tanrı olarak tanımlar.

4. İnsanlığın doğal olarak sahip olduğu yanlış ve doğru hisleri biyolojik olarak açıklanamaz (vicdan).

Hepimizin içinde, bütün kültürlerde, evrensel bir doğru ve yanlış hisleri mevcuttur. Bir hırsız bile kendisinden bir şey çalındığında haksızlık içerisinde olduğunu düşünür. İstisnasız bütün kültürlerde, ailesinden zorbalıkla çekilip alınan ve tecavüz edilen küçük bir kız olayı karşısında büyük bir öfke, tiksinti ve bu kötülüğü onaylayanlara karşı kızgınlık oluşur. Biz hissi nereden elde ettik? Bütün insanların vicdanlarında yer alan evrensel bir adalet, kötülüklerden tiksinme bilinci nasıl oluşmuştur?

Cesaret, asil bir neden için ölmek, sevgi, merhamet, saygınlık, vazifeye sadakat, tüm bunlar nereden geldi? Eğer insanlar sadece fiziksel gelişimin ürünleriyse, “en güçlü olanın hayatta kalması” ise, niçin birbirimiz için canımızı feda ediyoruz? Yanlış ve doğru hakkındaki iç hisse nereden sahip olduk? Bizim vicdanımızın varlığına getirebileceğimiz en iyi açıklama, insanlığın kararlarına ve uyumuna önem veren, seven bir Yaratıcı’dır.

5. Tanrı kendisini sadece doğada ve insan yaşamında göstermedi; Kendisini daha özel bir biçimde Kutsal Kitap’da açıkladı.

Tanrı’nın düşünceleri, kişiliği ve davranışları, sadece, Tanrı onları göstermeyi seçerse bilinebilir. Bunun dışındaki her bilgi insan spekülasyonudur. Eğer Tanrı bilinmeyi dilemezse, hepimiz kayboluruz. Ancak Tanrı O’nu bilmemizi istiyor. Kutsal Kitap O’nun karakterini ve O’nunla bir ilişki için ne yapmamız gerektiğini açıklamaktadır. Bu durum Kutsal Kitap’ın güvenilirliğini önemli bir unsur yapar.

Arkeolojik keşifler, Kutsal Kitap’ın yanlışlığını değil doğruluğunu kanıtlamaya devam eder. Örneğin, Ağustos 1993′de Kuzey İsrail’de yapılan arkeolojik bir keşif Mezmurlar’ın yazarı Kral Davud’un varlığını ispatlamıştır. Ölü deniz tomarları ve diğer arkeolojik keşifler, Kutsal Kitap’ın tarihsel kesinliğini kanıtlamaya devam eder.

Kutsal Kitap (Eski ve Yeni Antlaşma) 1600 sene süren bir zaman yelpazesi içerisinde, 40 farklı yazar tarafından, tam üç kıta (Asya, Afrika ve Avrupa) üzerinde kaleme alındı. Buna rağmen verdiği mesajda şoke edici bir tutarlılık vardır. Tüm Kutsal Kitap boyunca tek bir mesaj görülür:

  1. Tanrı bizim içinde yaşadığımız dünyayı yarattı ve özellikle O’nunla bir ilişkiye sahip olmamız için bizi yarattı.
  2. Tanrı bizi derinden sever.
  3. Tanrı kutsaldır ve bu yüzden günahkar insanlarla ilişki içerisinde olmaz.
  4. Tanrı, günahlarımızın affedilmesi için bir yol sağladı.
  5. Bizden O’nun bağışlanmasını almamızı ve O’nunla sonsuza dek devam edecek olan bir ilişkiye başlamamızı istemektedir.

Kutsal Kitap Tanrı’nın karakterini gösterir. Mezmur 145, Tanrı’nın kişiliğini, düşüncelerini ve bize karşı olan duygularını açıklar:

 

“Ey Tanrım, ey Kral, seni yücelteceğim, Adını sonsuza dek öveceğim. Seni her gün övecek, Adını sonsuza dek yücelteceğim. RAB büyüktür, yalnız O övgüye yaraşıktır, Akıl ermez büyüklüğüne. Yaptıkların kuşaktan kuşağa şükranla anılacak, Güçlü işlerin duyurulacak. Düşüneceğim harika işlerini, İnsanlar büyüklüğünü, yüce görkemini konuşacak. Yaptığın müthiş işlerin gücünden söz edecekler, Ben de senin büyüklüğünü duyuracağım. Eşsiz iyiliğinin anılarını kutlayacak, Sevinç ezgileriyle övecekler doğruluğunu. RAB lütufkar ve sevecendir, Tez öfkelenmez, sevgisi engindir. RAB herkese iyi davranır, Sevecenliği bütün yapıtlarını kapsar. Bütün yapıtların sana şükreder, ya RAB, Sadık kulların sana övgüler sunar. Krallığının yüceliğini anlatır, Kudretini konuşur; Herkes senin gücünü, Krallığının yüce görkemini bilsin diye. Senin krallığın sonsuz bir krallıktır, Egemenliğin kuşaklar boyunca sürer. RAB verdiği bütün sözleri tutar, Her davranışı sevgi doludur. RAB her düşene destek olur, İki büklüm olanları doğrultur. Herkesin umudu sende, Onlara yiyeceklerini zamanında veren sensin. Elini açar, Bütün canlıları doyurursun dilediklerince. RAB bütün davranışlarında adil, Yaptığı bütün işlerde sevecendir. RAB kendisini çağıran, İçtenlikle çağıran herkese yakındır. Dileğini yerine getirir kendisinden korkanların, Feryatlarını işitir, onları kurtarır. RAB korur kendisini seven herkesi, Yok eder kötülerin hepsini. RAB’be övgüler sunsun ağzım! Bütün canlılar O’nun kutsal adına, Sonsuza dek övgüler dizsin.”

6. Tanrı’nın diğer esinlemelerinden farklı olarak İsa Mesih, Tanrı’nın en açık ve en özel resmidir.

Niçin İsa Mesih? Büyük dünya dinlerine baktığımızda Buda’yı, Hz. Muhammed’i, Konfüçyüs’ü ve Musa’yı görürüz; bu kişiler kendilerini ya öğretmen ya da peygamber olarak tanıtmışlardır. Bu kişilerden hiç birisi Tanrı olduğunu iddia etmemiştir. Şaşırtıcı şekilde, İsa Mesih bu iddiada bulunmuştur. İsa Mesih’i bütün diğerlerinden ayıran budur. İsa Mesih, Tanrı vardır ve sizler de O’na bakıyorsunuz demiştir. Babası hakkında konuşmuştur, ancak bu bir ayrılığı işaret eden değil tüm insanlıktan farklı olan bir birliği ifade etmiştir. İsa Mesih, “Beni gören beni göndereni de görmüş olur, Bana inanan Baba’ya da inanmış olur” demiştir.

Yuhanna 8:12 “İsa yine halka seslenip şöyle dedi: «Ben dünyanın ışığıyım. Benim ardımdan gelen, asla karanlıkta yürümez, yaşam ışığına sahip olur.»”

İsa Mesih, sadece Tanrı’ya ait nitelikleri üstlenmiştir: insanların günahını affedebilmek, günah alışkanlığından kurtarmak, onlara cennette sonsuz yaşam ve bol yaşam vermek. İsmi geçen öğretmenler insanların sözlerine odaklanmasını isterken İsa Mesih farklı olarak insanların kendisine odaklanmasını istedi. İsa Mesih, “Benim sözlerimi izle, gerçeği bulacaksın,” demedi ancak (Yuhanna 14:6) “İsa ona, «Yol, gerçek ve yaşam ben’im» dedi. «Benim aracılığım olmadan Baba’ya kimse gelemez” dedi.

İsa Mesih, Tanrı olma iddiasını nasıl desteklemiştir?

İsa Mesih, diğer insanların yapamayacağı şeyleri, yani mucizeleri yaptı. İnsanları iyileştirdi. . . kör, sağır, sakat…hatta ölüleri diriltti. Nesnelerin üzerinde gücü vardı. . . Yoktan, binlerce insanı doyuracak yiyecek var etti. Doğa üzerinde de mucizeler yaptı: bir göl üzerinde yürüdü, öğrencileri için bir fırtınayı durdurdu. İnsanlar her yerde O’nu takip etti çünkü O, onların ihtiyaçlarını karşıladı, mucizeler yaptı. İnsanlara, sözlerine inanmıyorlarsa bile en azından gördükleri mucizelere inanmalarını istedi.

Yuhanna 14:11 “Bana iman edin; ben Baba’dayım, Baba da bendedir. Hiç değilse bu işlerden dolayı iman edin.”

İsa Mesih, Tanrı’nın kişiliği hakkında neleri açıklamıştır? Tanrı’nın insanlığa karşı duyguları, düşünceleri ve beklentileri nelerdir?

İsa Mesih, Tanrı’nın şefkatli, sevgi dolu, bizim bencilliğimizden ve kusurlarımızdan haberdar olan ancak yine de bizle bir ilişki isteyen olduğunu göstermiştir. İsa Mesih, Tanrı’nın bizi, cezalandırılmayı hakkeden günahkarlar olarak gördüğünü ancak bize karşı olan sevgisi yüzünden, Tanrı’nın farklı bir plan sunduğunu açıklamıştır. Tanrı, bizim günahlarımızın cezası olarak Kendi Oğlu’nu kurban olarak vermiştir; İsa Mesih bunu gönüllü bir şekilde kabul etmiştir.

İsa Mesih, tam olarak dokuz başlı bir kırbaç ile işkence görmüştür. Kafasına dikenli bir taç giydirilmiştir. Ardından da, O’nu bileklerinden ve ayaklarından çakarak çarmıha germişlerdir. İsa Mesih’in mucizelerini düşünürsek, O’nu çarmıhta tutanın o çiviler değil, bize karşı beslediği sevgi olduğunu anlarız. İsa Mesih, bizim yerimize, biz affedilebilelim diye canını vermiştir. İnsanlığın sarıldığı bütün dinlere baktığımızda, sadece İsa Mesih olarak beden alan Tanrı’nın bizlere bu kadar yakın olduğunu ve uzandığını görürüz; en yakın ilişki sadece İsa Mesih tarafından sağlanmıştır. İsa Mesih’in Tanrısal sevgisi, bizim ihtiyaçlarımızı bilir ve bizleri kendine çeker. İsa Mesih’in ölümünden dolayı bizler affedilebildik, Tanrı tarafından tamamen kabul edildik ve O’nun gerçek sevgisini tatdık. Tanrı, şöyle der: (Yeremya 31:3) “Ona uzaktan görünüp şöyle dedim: Seni sonsuz bir sevgiyle sevdim, Bu nedenle sevecenlikle seni kendime çektim.” İşte bu eylem içerisindeki Tanrı’dır.

İsa Mesih ‘in Tanrı olduğunu ortaya koyan en kesin kanıt, İsa Mesih’in en fazla tetkik edilmiş mucizesidir-Kendi Ölümünden Dirilmesi.

İsa Mesih, defnedildikten üç gün sonra tekrar yaşama döneceğini bildirmişti. Çarmıha gerilmesinden sonraki üçüncü gün, mezarının kapısına iki tonluk bir kaya dikilmiş, başında silahlı Roma askerleri dururken, kör edici bir aydınlıkta melek görülmüş ve geriye sadece İsa Mesih’in vücuduna sarılmış olan içi boş kefeni kalmıştır. Asırlar boyunca İsa Mesih’in ölümden dirilmesi üzerine yasal, mantıksal ve tarihsel analizler yapılmıştır, ancak her defasında diriliş sonucuna varılmıştır.

Eğer gerçekten Tanrı’nın var olup olmadığını öğrenmek istiyorsan, İsa Mesih’in hayatına bakmalısın: Yuhanna 3:16 “Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlunu verdi. Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, ama hepsi sonsuz yaşama kavuşsun.”

Tanrı ile bir ilişkiye gerçekten başlamak ve Tanrı tarafından kabul edildiğini bilmek ister misin?

Bu senin kararındır, hiçbir şekilde zorlama ile alınamayacak bir karardır. Ancak sen Tanrı tarafından affedilmeyi ve onunla bir ilişkiyi istersen, bunu yapabilirsin, hem de şimdi! İsa Mesih şöyle demiştir: Vahiy 3:20 “İşte kapıda durmuş, kapıyı çalıyorum. Eğer biri sesimi işitir ve kapıyı açarsa, onun yanına gireceğim, ben onunla ve o da benimle, birlikte yemek yiyeceğiz.” Eğer bunu yapmayı istiyorsanız ancak bunu nasıl yapacağınızı bilmiyorsanız şu dua size faydalı olabilir: “Sevgili Rabbim, sana gereksinimim var. Çünkü bana olan sevginden ötürü benim günahlarıma karşılık kendini kurban olarak sundun. Bu nedenle sana sonsuz teşekkürler sunarım. şimdi kalbimin kapısını sana açıyor ve Seni Kurtarıcım ve Rabbim olarak kabul ediyorum. Günahlarımı bağışlayıp bana sonsuz yaşam sunduğun için çok teşekkür ederim. Yaşamımın yönetimini benden al ve beni kendi istediğin gibi bir kişi yap, AMİN”

Tanrı, O’nunla olan ilişkimizin asla bitmeyeceğini vaat etmiştir: Yuhanna 10:27-29 “Koyunlarım sesimi işitir. Ben onları tanırım, onlar da beni izler. Onlara sonsuz yaşam veririm; asla mahvolmayacaklar. Onları hiç kimse elimden kapamaz. Onları bana veren Babam her şeyden üstündür. Onları Baba’nın elinden kapmaya kimsenin gücü yetmez.”

Bütün bu gerçeklere bakıldığı zaman, seven bir Tanrı’nın var olduğu ve samimi bir şekilde bilinebilir olduğu sonucu ortaya çıkar

FOTO

Posted in YAŞAM on Mayıs 31, 2008 by sevdadenizi

FOTO

midye.jpg

DENİZİN DİBİNDEN GELEN LEZZET

Büyük bir emek ve çabayla denizden çıkarılan midyeler, özel hazırlanmış ve tamamıyle hijyenik koşullardaki tesisilerde temizlenip işlenmekte, maharetli ellerde soframıza lezzet katacak şekilde hazılanmaktadır. Midyelerimizin tadına bakanlarda bağımlılılk yaratacağından hiç şüphemiz yok. Yeter ki bir kere deneyin.

imperiaflex_0_11_0.jpg

Deniz mamülleri asırlardır sofralarımızdan eksilmemiş. Şimdi çok daha sağlıklı ve lezzetli ve ekonuomik olarak sofralarınıza geliyor..

Midyelerimiz Sofralarınıza Büyük Bir Lezzet Katacak…

midye_dolmasi.jpg

MİDYELİ PİLAV YEDİNİZ Mİ HİÇ?

Midyeli Pilav
(4 Kişilik)
Malzeme:

40 ila 50 adet midye
1 su bardağı pilavlık pirinç
1 fincan tereyağ
1/2 su bardağı zeytinyağı
1 baş soğan
2 adet domates
Tuz
Karabiber

Yapılışı:

Midyelerin kabuklarını bir bıçak yardımıyla, üzerinde hiçbir şey kalmayacak ve siyah kabuklar pırıl pırıl görünecek tarzda temizleyin.(Midyelerin içlerini ayıklamayın)

Bir tencerede tereyağını eritin. Soğanı doğrayıp tereyağına ilave edin ve yumuşayıncaya kadar pişirin. Domatesleri doğrayıp soğanlara ilave edin. Kapağını kapatıp domatesler eriyinceye kadar pişirin. Midyeleri de tencereye koyun ve kabukları açılıncaya kadar pişirin. Midyeleri dışarı, ayrı bir kaba alıp içlerini ayıklayın. Bu arada taş ve sakal kontrolu yapın, eğer varsa bir makasın ucu ile ayıklayın. Bu işlemi yaparken midyelerin bıraktığı suyu dökmeyin ve ayıklanmış midye içleri ile birlikte tencereye iade edin.

Tuzunu ve karabiberini serpin; pirinci de dökün. Üzerini örtecek kadar su ilave edip önce kuvvetli, sonra hafif ateşte suyunu çekene kadar kadar pişirin. Bu süre sonunda harmanlayıp üstünü kalın bir peçete veya havlu ile örtüp demlendirin.

Sıcak servis yapın.

Not: Kabuklu midyelerin kabuklarının temizlenmesi oldukça meşakkatli bir iştir. Ayrıca ayıklanmamış midye bulmak ta zordur. Bu nedenle balıkçıdan aldığınız ayıklanmış midye ile de bu yemeği yapabilirsiniz. Ancak bu yemeğe tad veren husus kabuklu midyenin pişerken açılıp bıraktığı kendi suyudur. Ayıklanmış midyeler su içinde saklandıkları için kendi sularını yitirirler. Bu nedenle aynı tadı bulamazsınız.

Bu yemeğe uygun diğer balıklar:
Kalidonya (beyaz kabuklu küçük midye)

Her hafta değişik Midye yemek tarifleriyle sofranıza konuk olacağız…

2.jpg

deniz ve midye;
değişik tatlar arayanlar için çalışıyoruz.

Böyle lezzet görmediniz…

midyedomasi.jpg

Hiç böyle lezzet görmediniz

3.jpg

MİDYE DOLMA HAZIRLANIŞI

Posted in YAŞAM on Mayıs 31, 2008 by sevdadenizi

EMİDO MUTFAĞI

MİDYE BUĞULAMA NASIL YAPILIR

Malzeme:

50 adet Midye
1 Bardak Beyaz Şarap
2 Adet Arpacık Soğan (çok ince kıyılmış)
1 Adet Havuç (ince kıyılmış)
1 DişSarımsak (dövülmüş)
6 Adet Tane Karabiber
Buket Garni (birbirine bağlanmış defne
yaprağı, maydanoz, kekik)
3 Çorba Kaşığı Kıyılmış Maydanoz
2 Çorba Kaşığı Çiğ Krema
Yumurta Sarısı
Tuz

HAZIRLANIŞI :
Midyeleri soğuk suda güzelce yıkayın.
Midyeleri, şarap, 2 bardak su, soğan, havuç, sarımsak, karabiber tanesi ve buket garni ile bir tencereye koyup ağır ağır kaynatın.

Kaynadıktan sonra kapağını kapatıp 5 dakika kadar hafif ateşte bırakın.
Midyeler açılıncaya kadar tencereyi hafif sallayın. Sonra alıp servis tabağına sıralayın ve sıcak tutun.

Tenceredeki suyu yarı yarıya azalıncaya kadar kaynatın.Tuz, kıyılmış maydanoz, çiğ krema ve yumurta sarısını ilave edip ağır ateşte sık sık karıştırarak muhallebi kıvamına gelinceye kadar pişirin.

Sosu midyelerin üzerine dökün ve hemen servis yapın.

Midye Tava

emidor_resim.jpg

mip.jpg

MİDYE TAVA

MALZEMELER

36 adet iç midye
1 bardak un
1 bardak kızartma yağı
1 adet limon
2 adet yumurta
2 çorba kaşığı margarin
1 küçük bira
Tuz

Hazırlanışı :
Yumurtaları bir delikli süzgeçe kırıp aklarını altındaki kaba akıtın. Süzgeçte kalan sarılarını ayrı bir kaba alın.

Bir tencereye unu koyup ortasına çukur açın ve 1 bardak bira, margarin ve 2 adet yumurta sarısı koyarak karıştırın.

Sonra kenara ayırdığınız yumurta aklarına bir tutam tuz serpin ve telle köpürene kadar döğün ve bunları biralı hamura ilave edip iyice karıştırın.

Diğer taraftan bir tavada 1 bardak sıvı yağı iyice kızdırın ve midyeleri teker teker önce bir tabak içindeki una hafifçe bulayıp, sonra biralı hamura batırarak kızgın yağın içine atın.

Midyeler kabarıp her iki tarafları da kızarınca delikli bir kepçe ile yağını iyice süzerek servis tabağına alın ve üzeri sıcakken tuzlayıp tarator sosu ile servis yapın.

30 Adet Midye (iri)
Ayçiçek Yağı
0.25 su bardağı Un
0.50 su bardağı Bira
1 su bardağı Un

Hazırlanışı:

Ayıklanıp siyah sakalları alınmış midyeleri iyice yıkayıp süzün. Mutfak kağıdının üzerine yayın, kalan suyunu da çeksin.

Bir tepsiye bir su bardağı unu yayın. Midyeleri açarak her iki tarafını unlayın.

Yarım su bardağı un ile 0.75 su bardağı birayı karıştırıp bir bulamaç elde edin. Unlanmış midyeleri bulamaça batırıp bol kızgın yağa atın. Her iki tarafını altın sarısı renk alıncaya kadar çevirerek kızartın.

Kızarmış olanları, kağıt havlu serilmiş bir kaba alıp fazla yağlarını çekmesini sağlayın. Midyelerin üzerine tuz serperek yanında tarator ile sofraya getirin.

24 Ocak 2007 ÇARŞAMBA Resmî Gazete Sayı : 26413

Posted in genel bilgilndirme on Mayıs 23, 2008 by sevdadenizi

24 Ocak 2007 ÇARŞAMBA

Resmî Gazete

Sayı : 26413

TEBLİĞ

Çevre ve Orman Bakanlığından:

DENİZLERDE BALIK ÇİFTLİKLERİNİN KURULAMAYACAĞI HASSAS ALAN

NİTELİĞİNDEKİ KAPALI KOY VE KÖRFEZ ALANLARININ

BELİRLENMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ

 

MADDE 1 – (1) Bu Tebliğin amacı, 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanununun  9 uncu maddesinin (h) bendi ile geçici 2 nci maddesi  hükümlerince, denizlerde yapılacak balık çiftliklerinin kurulamayacağı ötrofikasyon riski yüksek olan hassas alan niteliğindeki kapalı koy ve körfez alanlarının belirlenmesine yönelik ilke ve esasların oluşturulmasıdır.

 

MADDE 2 – (1) İlke ve esaslar

a) Hassas alan niteliğindeki kapalı koy ve körfez alanlarının kirlenmeye karşı korunması ve bu kapsamda balık çiftliklerinin kurulamayacağı hassas alan niteliğindeki kapalı koy ve körfez alanları ile ilgili ilke ve esasları belirlemek bu Tebliğin temel ilkesini oluşturmaktadır. Bu anlamda; organik atığın mikrobial bozunması; amonyak, nitrat, nitrit, fosfat ve diğer inorganik maddelerin açığa çıkması ötrofiksyon oluşumunun başlıca nedenleridir. Atıkların denizel ortama girişi sadece su kalite parametrelerini değiştirmekle kalmayıp bentik canlıları etkilemekte habitat değişimine neden olmakta ve ötrofikasyon riskini artırarak alanın hassas alan haline gelmesine neden olmaktadır. Ayrıca, ötrofikasyon riski, akıntı ve rüzgar hızına ve yönüne bağlı olarak artma ya da azalma gösterdiğinden, balık çiftliği kurulacak alanlarda etkin akıntı ve rüzgar yönünün kıyıdan koy ve körfez ağzına, açığa doğru olması önem arz etmektedir. Öte yandan, açık denizle kütlesel su alışverişinin boğaz veya daha geniş bir açıklık aracılığıyla engellenmiş olarak sağlanabildiği ve kıyı çizgisinin girintili (içbükey) olduğu alanlar koy ve körfez alanlarıdır. Kapalı koy ve körfez alanları özellikleri nedeniyle her zaman ötrofikasyon riski altında olan yerlerdir.

                b) Çevre kirliliğinin artmaması ve ötrofikasyon riskinin önlenmesi için balık çiftliklerinin kurulacağı alanların özümseme kapasitesi belirlenmeli ve buna göre yeni kurulacak tesislerin üretim kapasiteleri tespit edilmeli ve yer seçimi yapılmalıdır.

 

MADDE 3 – (1) Balık çiftliklerinin kurulamayacağı hassas alan kriterleri

a)Aşağıdaki tabloda belirtilen parametrelere karşılık gelen kriterlerin tamamının sağlandığı koy ve körfez alanları hassas alan niteliğindeki kapalı koy ve körfez alanları olarak nitelendirilir. Bu alanlar içinde kalan yerlerde balık çiftlikleri kurulamaz.

 

TABLO: Balık Çiftliği Kurulamayacak Hassas Alan Niteliğindeki Alanlara Ait Parametre ve Kriterler

Parametre

Kriter

Derinlik

30m

Kıyıdan Uzaklık

0.6 deniz mili  

Akıntı Hızı*

≤ 0.1 m/sn

*Akıntı hızı tesisin yanında; rüzgar hızının 0-3.3 m/sn olduğu sakin, esintili ve hafif rüzgarlı hava şartlarında 5 metre derinlikte 24 saat süre ile ölçülür. Ancak rüzgar hızının düşük olduğu sakin ve/veya esintili hava şartlarının bulunduğu durumlarda ölçüm yapılması tercih edilir.

 

b)Kültür ve Turizm Bakanlığınca belirlenen/belirlenecek olan doğal ve arkeolojik sit alanlarında balık çiftlikleri kurulamaz.

 

MADDE 4 – (1) Mevcut balık çiftlikleri ile ilgili iş ve işlemler

a) Mevcut balık çiftlikleri, bu tebliğin 3 üncü maddesindeki tabloda yer alan kriterlere göre durumlarını 1/5/2007 tarihine kadar tespit ettirerek Çevre ve Orman Bakanlığına rapor etmekle yükümlüdürler. Söz konusu durum tespiti Üniversiteler veya Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu’nun konu ile ilgili uzman birimlerine yaptırılır. Belirlenen süre içerisinde yükümlülüğünü yerine getirmeyen balık çiftlikleri hakkında yasal işlem yapılarak kapatılır.

b) Bu tebliğin 3 üncü maddesinde yer alan kriterlere göre tespit edilmiş olan hassas alanlar içinde kalan balık çiftlikleri, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından en geç 13/5/2007 tarihine kadar kapatılır

 

MADDE 5 –(1) Ötrofikasyon riski belirleme

a) Bu Tebliğin 3 üncü maddesindeki tabloda yer alan kriterlere göre tespit edilmiş olan hassas alanlar dışında kalan koy ve körfez alanlarında faaliyette bulunan mevcut balık çiftlikleri, üretim yaptıkları alanlar için bu Tebliğin yayımlandığı tarihten itibaren bir yıl içerisinde bu maddenin (c) bendinde belirtildiği şekilde, TRIX İndeksine göre ötrofikasyon riski bulunup bulunmadığını Üniversiteler veya Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu’nun’ın konu ile ilgili uzman birimlerine hazırlatır ve değerlendirilmek üzere Çevre ve Orman Bakanlığına rapor ederler. Bu çerçevede yapılacak ölçüm ve analizler, Çevre ve Orman Bakanlığınca yetki verilen özel veya kamu kurum ve kuruluş laboratuarlarında yaptırılır. TRIX İndeksine göre ötrofikasyon riski bulunmadığı tespit edilen alanlarda faaliyetlerini sürdürecek olanlar, her yıl TRIX İndeksine göre izleme yaparlar ve sonuçları Çevre ve Orman Bakanlığına bildirirler. Ötrofikasyon riskinin belirlenmesi amacıyla yapılacak TRIX indeksinin hesaplanmasına ilişkin tespit ve izleme sonuç raporları her yılın Eylül ayı sonu itibariyle değerlendirilmek üzere Çevre ve Orman Bakanlığına bildirilir.

b) Bu Tebliğin 3 üncü maddesindeki tabloda yer alan kriterlere göre tespit edilmiş olan hassas alanlar dışında kalan koy ve körfez alanlarında yeni kurulacak balık çiftlikleri, yer seçimi aşamasında üretim yapacakları alanlar için bu maddenin (c) bendinde belirtildiği şekilde, TRIX İndeksine göre ötrofikasyon riski bulunup bulunmadığını Üniversiteler veya Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu’nun konu ile ilgili uzman birimlerine hazırlatır ve değerlendirilmek üzere Çevre ve Orman Bakanlığına rapor ederler. Bu çerçevede yapılacak ölçüm ve analizler, Çevre ve Orman Bakanlığınca yetki verilen özel veya kamu kurum ve kuruluş laboratuarlarında yaptırılır. Yeni kurulacak balık çiftlikleri faaliyete geçtikten sonra her yıl TRIX İndeksine göre izleme yaparlar. Ötrofikasyon riskinin belirlenmesi amacıyla yapılacak TRIX indeksinin hesaplanmasına ilişkin tespit ve izleme sonuç raporları her yılın Eylül ayı sonu itibariyle değerlendirilmek üzere Çevre ve Orman Bakanlığına bildirilir.

c) EK-1’de verilen TRIX indeksi hesaplanırken, ötrofikasyona neden olan birincil üretimin en yüksek olduğu Mayıs ve Ağustos aylarında olmak üzere yılda iki kez balık çiftliğinin kapladığı alanın ortasından ve 4 (dört) kenarının 20’şer (yirmişer) metre açığından olmak üzere toplam beş noktada örnekleme yapılır. Her örnekleme noktasından yüzeyden, ortadan ve dipten olmak üzere toplam üç derinlikten, birer numune alınarak örnekleme yapılır. Numuneler, 7/1/1991 tarihli ve 20748 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Su Kirliliği Kontrolu Yönetmeliği Numune Alma ve Analiz Metodları Tebliği’ne uygun olarak alınır. Bu numunelerin analizleri Çevre ve Orman Bakanlığınca yetki verilen özel veya kamu kurum ve kuruluş laboratuarlarında yaptırılır. Çevre ve Orman Bakanlığı’na rapor edilen analiz sonuçları ilgili balık çiftliği işletmesi tarafından dosyalanarak muhafaza edilir ve denetimler esnasında istenildiğinde yetkililere gösterilir.

d) Bu madde hükümleri uyarınca TRIX indeksine göre ötrofikasyon riski yüksek olduğu tespit edilen koy ve körfez alanları hassas alan niteliğindeki kapalı koy ve körfez alanları olarak nitelendirilir, bu alanlarda balık çiftlikleri kurulamaz ve mevcut balık çiftlikleri kapatılır.

 

MADDE 6 – (1) Balık çiftlikleri bu Tebliğde belirlenen ilke ve esaslar doğrultusunda Bakanlıkça denetlenir. 2872 sayılı Çevre Kanunu ve 5/1/2002 tarihli ve 24631 sayılı Mükerrer Resmi Gazete’de yayımlanan   Çevre Denetimi Yönetmeliğinin 6 ncı madde hükmü gereğince denetimle ilgili olarak balık çiftlikleri, ölçüm ve analiz masraflarını karşılamakla yükümlüdürler. Çevre ve Orman Bakanlığı, denetim ile ilgili bu sorumluluğunu gerekli ekipman ve donanımla yerine getirir.

 

MADDE 7 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini yerine getirmeyenlere 2872 sayılı Çevre Kanunu ve diğer ilgili mevzuat hükümlerine göre yaptırım uygulanır

 

Yürürlük

MADDE 8– (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer

 

Yürütme

MADDE 9 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Çevre ve Orman Bakanı yürütür

 

 

EK-1

 

 

TRIX İNDEKSİ HESAPLAMASI VE ÖTROFİKASYON RİSKİ SKALASI

 

 

TRIX İndeksi = (Log (klorofil-a x %O2 x TİN x TP) + 1.5) x 0.833

 

 

Klorofil-a              : Sudaki klorofil-a konsantrasyonu (µg/L);

 

%O2                                   : Doygun miktardan sapan mutlak oksijen yüzdesi = |%ÇO – 100|

 

TİN                        : Toplam çözünmüş inorganik azot, N-(NO3+NO2+NH4), (µg/L);

 

TP                          : Toplam fosfor (µg/L).

 

Formülde kullanılan klorofil-a ve oksijen yüzdesi (%O2) bileşenleri üretimle, yani fitoplankton biyo-kütlesiyle ve üretim dinamiğiyle, doğrudan ilişkili indikatörlerdir. Başka bir deyişle, TRIX İndeksi, besin tuzları girdisine ve ortamdaki biyo-kütle üretimine bağlı olarak kıyısal sistemde neler olduğunu ve olabilecekleri özetlemektedir. Formüldeki dört değişkene göre hesaplanan TRIX indeksi değerleri, 0-10 arasında değişen katsayılarla ifade edilir.

 

Buna göre hesaplanan TRIX indeksine göre belirlenen ötrofikasyon riski skalası aşağıdaki tabloda verilmektedir.

 

Tablo. Ötrofikasyon Riski Skalası

TRIX İndeksi (Tİ)

Açıklama

Tİ < 4

Ötrofikasyon Riski Yok

4 ≤ Tİ ≤  6

Ötrofikasyon Riski Yüksek

Tİ > 6

Ötrofik

 

BALIK ÇİFTLİKLERİ TAŞINMAYI BEKLİYOR

Posted in YAŞAM on Mayıs 23, 2008 by sevdadenizi

Bağdat Caddesi’nde yeni bir yaşam 5 Haziran 2007

Posted in YAŞAM on Mayıs 21, 2008 by sevdadenizi

Bağdat Caddesi’nde yeni bir yaşam

5 Haziran 2007
 
 
 

 

OLD ENGLISH PUB, Bağdat Caddesi Şaşkınbakkal‘da ilk açıldığında, akşamüstü partileri ve geç saatlere kadar devam eden canlı müzik eğlenceleriyle tanındı.

Bağdat Caddesi’nin en güzel ve en özel mekanlarından biri olan OLD ENGLISH PUB, yaratmış olduğu kaliteli takımı ile her zaman hızlı, saygılı, leziz hizmeti değerli müşterilerine sunmakta.

İşletmeciliğini Hayrullah Ünsal’ın yaptığı OLD ENGLISH PUB, mekanlarına caddedeki diğer mekanlardan daha farklı bir ortam oluşturduklarını,

müşterilerininse çok memnun olduğunu belirtti.  

Yemek ve içki olarak birçok seçenek sunan OLD ENGLISH PUB’ın fiyatları ise oldukça makul.  

Old English Pub  
Adres  Bağdat caddesi Kazım Özalpsok. Koşar Hn.No:15 Kat:1 Şaşkınbakkal       
Tel: 0 216 385 25 04

şanlıurfadan bir motor gezisi* fotoğraflı

Posted in tarih on Mayıs 19, 2008 by sevdadenizi

Mesaj Tarih: Pzr May 04, 2008 7:07 pm    Mesaj konusu: Alperence Bir Yol Hikayesi

Sevgili motordelisi yollara dağlara virajlara sevdalanmış dostlarım
hepimiz zaman zaman bir yol yapalım hava alalım diye geziler yaparız
ama bazı gezilerimiz vardırki onların anlamı çok farklıdır aynen bizim bu gezimizde olduğu gibi
Harran gezisi benim için ayrı bir özlem ayrı bir yeri olan bir gezi idi şükürler olsun
kazasız belasız gittik geldik…
İlk olarak sevgili arkadaşlarım Ali,Gökhan,Halil Abi,Yahya ve Mustafa ile Gaziantepten yola çıktık



Gaziantepten sonraki ilk durağımız Nizip’ti Nizip’e uğrayıpta nohut dürümü yememek olmazdı
tabiki ya nohut dürümüde neymiş demeyin çünki Nizipte sabaharı nohut dürümü vazgeçilmez bir
ayrıcalıktır nohutları yemek için çocukluk arkadaşım Salihin yanındayız…



Sevgili motosiklet aşığı dostlarım bir gezimizi daha tamamlayarak evimizin
yolunu tuttuk
Allaha şükürler olsun kazasız belasız evimize dödük.
Umarım başınızı ağrıtmamış sizleri yormamışımdır kendinize iyi
bakınız kalın sağlıcakla.
Alperence…

Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonran Şanlıurfaya doğru hareket ediyoruz..
Yolda kısa bir mola ve nedenini bilemiyorum Gökhanım kendini yerlere atmış
debeleniyor bizde kahkaha gırla




Ve Şanlıurfa Birecikteyiz ne kadar ilginç değilmi bu tünelin üzerinde evler var
ve insanlar rahat rahat altından günde binlerce aracın geçtiği bu tünelde
yaşıyorlar

Ve Şanlıurfadayız muhteşem tarihi mimarisi ile meşhur EL RUHA Oteli.

Ve Balıklı Göldeyiz



Burası H.Z İbrahim Aleyhisselamın doğduğu mağara


Halil’ü Rahman camii içi

Ve Balıklıgöl harika bir çevredüzenlemesi yemyeşil cıvıl cıvıl bir ortam







Balıklı göl kenarında balık yemi satarak geçimini sağlamaya çalışan bir vatandaş…

Yine balıklı göl kenarında bu gibi çocuklara çok rastlarsınız abi buranın tarihini anlatayımmı?
diye yaklaşan…


Yöresel kıyafetlerle biraz imaj değişikliği fenamı olmuş?


Okadar bekledik duvar dibinde bir Allahın kulu acıyıpta bir beş kğıt atan olmadı be…

Balıklı gölü gezdikten sonra sırada H.Z İbrahim’in ateşe atıldığı şanlıurfa kalesine
çıkıyoruz inanılmaz bir yapı kale dibinden zirveye kadar uzanan mağaranın
içinden tırmana tırmana kaleye çıkıyoruz…

Kaleden Balıklı gölün ve Şanlıurfanın muhteşem manzarası



Arkamdaki bu dereyağı gibi görünen dehlizler düşmalar kaleye çıkamasınlar
diyerekten tamamen insan eliyle kazılarak oyularak yapılmıştır.



Ve kale gezisinden sonra iniş faslına geçiyoruz buz gibi tünelde düşme korku ile.

Aşağı indikten sonra göl kenarında birer çayı hakettik artık değilmi?

Urfanın meşhur bakırcıları esnaflıkları mükemmel canayakınlıkları
misafirperverlikleri takdire şayan


Eeee Urfaya kadar gelipte bir ciger kebabı yemeden gitmekte olmazdı değilmi?


Ve ciğerlerimizide yedikten sonra sıra asıl gezinin anlamına gelmişti
Medeniyetler uygarlıklar beşiği doğru Harran’a doğru yola çıkıyoruz…

HARRAN’dayız harrana girdiğimiz anda etrafımızı gençler çevreliyor içlerinden
adının Cemal olduğunu öğrendiğimiz arkadaş abi size rehberlik edeyim hoşgeldiniz
gezdireyim sizi diyor hayır biz kendimiz gezeriz dediğimizdeabi ücret istemiyorum
turistlerden alıyoruz diyor ve motora atlıyor daha cevabı bile beklemedn sür abi diyor…
Arkadaşlarına arapça birşeyler söylüyor biraz tedirgin kaygılıyız.
Rehberimiz Cemal.

Ve karşımızda M.Ö 3000 yılında inşa edilen dünyanın ilk üniversitesi
Harran üniversitesinin kalıntılarını gezdiriyor cemal bize.


Derken etrafımızı Harranlı çocuklar çevreliyor ellerinde yöre halkı tarafından
üzerlik ismi verilen nazara iyi geldiğine inanılan süs eşyalarından satıyorlar
hayır istemeyiz dediğimizde biri eğilerek abi kalem alacağım ne olursunuz
alın diyor aklıma şairin dizeleri geliyor
BEN ANADOLUYUM
YILLAR YILI SUSUZ KALDIM,YILLAR YILI AÇ…

ŞÜKREDEREK,KALKTIĞIM SOFRALARIMDA
YA SOĞAN EKMEK OLUR,YAHUT BULAMAÇ

HASTALARIM VARDI ÖLÜM YATAKLARINDA
NE DOKTOR YÜZÜ GÖRDÜM,NEDE İLAÇ

ZAMAN ZAMAN NANKÖR ÇIKTI BÜYÜTÜP,OKUTTUĞUM
GÖLGE VERMEDİ ÇOK KERE DİKTİĞİM AĞAÇ

DEVLET DENİNCE HEP VERGİ GELDİ AKLIMA,
JANDARMA DEYİNCE KIRBAÇ
EN GÜMRAK IRMAKLARIM BOŞUNA AKIP GİTTİ
ÜÇ BEŞ ADIM ÖTESİNDE TOPRAĞIM VARDI,KIRAÇ

GİTTİM,YİĞİTÇE DÖĞÜŞTÜM GAZA MEYDANLARINDA
NE TA’KI ZAFERLER İSTEDİM NE TAÇ

SAVAŞTA,ÇİĞNETMEDİM HİLALİ DÜŞMANLARA
BARIŞTA DÜŞTÜ ÜSTÜME GÖLGE GÖLGE HAÇ

YOLSUZ OKULSUZ KÖYLERİN,KASABALARIM HALA
ALIN TERİNE MUHTAÇ…

BEN ANADOLUYUM,ACILI,MAHZUN
BENDE BİTMEZ TÜKENMEZ DERT KULAÇ KULAÇ.
Yavuz Bülent Bakiler




Bu iki genç adam yaklaşıyor yanımıza abi motorlarınızı bekleyemmi?
ya oynarsanız abi valla oynamam
hee kimseyide oynatmam ha
tamam bekle ozaman
al sana birkaç kağat


Sırada KÜMBET olarak tarif edilen tarihi harran evleri var
Bu evler 200 250 yıl kadar önceden kerpiç saman çamur ve yöre halkı
tarafından yapılan tuğla ile örülerek yapılan konik şeklindeki evler özelliği 45 50 derece sıcaklıkta bile buz gibi serin olması ve havalandırma sürkilasyon sisteminin
inanılmaz kaliteli olması…




Kümbet evlerin birisi restore edilerek gelen misafirler ağırlanıyor o evlerden
birindeyiz…



Sırada tarihi Harran kalesi var




Bölgede yenİ yIl coŞkusu

Posted in tarih on Mayıs 19, 2008 by sevdadenizi
 Bölgede yenİ yIl coŞkusu

Bölgede yenİ yIl coŞkusu

YENİ yıl kutlamaları Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde de büyük coşkuyla kutlandı. Diyarbakır, Batman, Hakkari, Siirt, Bingöl ve Şanlıurfa’daki kutlamalarda vatandaşlar doyasıya eğlendi.

Diyarbakır’da, vatandaşlar çeşitli mekanlarda düzenlenen eğlence programlarıyla yeni yıla ’merhaba’ dedi. Vatandaşlar otellerin restoranlarına akın ederken, kazanın içinden dansöz çıkması, renkli görüntülere sahne oldu.

Diyarbakır 2008 yılına renkli görüntülerle girerken, oteller ve eğlence mekanları doldu taştı. Canlı müzik eşliğinde 2007 yılının son saatlerini eğlenerek geride bırakan Diyarbakırlılar, 2008’i büyük bir coşkuyla karşıladı. Bir otelin düzenlediği eğlence programında dansöz, kazanın içinden çıkarak eğlenmeye gelen Diyarbakırlılara 2008’in sürprizini yaptı. Diyarbakırlılar, 2008 yılının barış, huzur ve mutluluk getirmesini diledi.

Batman’daki kutlamalar

Batman’da yeni yıl, Doğu kültürünü yansıtan skeçler, Türkçe ve Kürtçe şarkılar ve tiyatro oyunu ile karşılandı.

Bahar Kültür Merkezi sanatçı grubunun seslendirdiği Türkçe ve Kürtçe müzik eşliğinde coşan Batmanlılar, yöre kültürünü anlatan Kürtçe skeçlerle hoşça vakit geçirdi.

Farklı bir yılbaşı gecesinin kutlandığı Batman’da yöre kıyafetleri ile sahnelenen skeçler izleyenleri gülmekten kırıp geçirdi. Rahip, İmam ve vatandaş diyalogunun sahnelendiği doğum sancısı ve doğan çocuğa isim verme skeci büyük alkış aldı. Batmanlıların doyasıya eğelendiği gecede Bahar Kültür Merkezi sanatçılarının davul ve def ile seslendirdikleri Türkçe ve Kürtçe parçalar eşliğinde Batmanlılar yeni yıla ’merhaba’ dedi.

Hakkari’deki kutlamalar

Hakkari’de yeni yıl kutlamaları ilginç görüntülere sahne oldu. Poşulu ve şalvarlı noel baba Nedim Bor ve köylü kılığına giren Bedrihan Ege, cadde ve sokaklarda dolaşarak vatandaşın yeni yılını kutladı.

İlginç esprileri ve manileriyle vatandaşları eğlendiren gençler, barları dolaştıklarını, vatandaşların verdiği hediyeleri toplayarak fakir çocuklara yeni yıl hediyesi vereceklerini belirttiler.

Siirt’teki kutlamalar

Siirt’te yeni yıl kutlamaları ilginç görüntülere sahne oldu.

Büyükşehirlerde eğlence mekanları dolup taşarken, Siirt’te vatandaşlar sıra gecelerine benzer bir kutlama yaptı. Siirtli vatandaşlar, yeni yılı çiğköfte yoğurarak ve yöresel oyun havaları oynayarak kutladı.

Siirt’teki kutlamalara bazı emniyet personelleri de eşlik ederek, vatandaşların sevincine ortak oldu.

Bingöl’deki kutlamalar

Bingöl Valisi İrfan Balkanlıoğlu, çocuk yuvası ve yetiştirme yurdunda kalan çocukları ziyaret ederek yeni yıllarını kutladı.

Vali Balkanlıoğlu, beraberinde bulunan eşi Esma Balkanlıoğlu, İl Emniyet Müdürü Ekrem Çelik ve eşi Özay Çelik ile birlikte ilk önce Düzağaç mevkiinde bulunan Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’ne bağlı Bingöl Çocuk Yuvası’na gittiler. Yuvada kalan bütün çocuklarla tek tek ilgilenen Vali Balkanlıoğlu, çocukların istek ve ihtiyaçlarını dinledi.

Çocuklara bütün isteklerinin yerine getirileceği sözünü veren Vali Balkanlıoğlu, yuvada kalan 19’u kız 41 çocuğa beraberinde getirdiği spor ayakkabısı ve terlikten oluşan hediye paketlerini verdi.

Şanlıurfa’daki kutlamalar

Şanlıurfalılar yeni yıla dansöz oynatarak girdi. Şanlıurfalılar yeni yılın ilk dakikalarında gönüllerince eğlendi.

Şanlıurfa Dedeman Otel’de yeni yıl büyük coşkuyla kutlandı. Dedeman Oteli tıka basa dolarken, Şanlıurfalılar, otelin restoranında dansöze para takmak için adeta birbirleriyle yarıştı.

Dansöze para takmaya utanan bazı misafirler, paraları eşleri ve çocukları aracılığıyla taktırdı. Çocuklarla birlikte oynayan dansöz, geceye katılanları eğlendirdi.

Misafirlerden bazıları, dansöze para vermemek için ısrar etse de dansözün uzun uğraşından kurtulamadı. Uzun çabalar sonrasında bahşişini alan dansöz, masalarda misafirlere keyifli dakikalar yaşattı.

 
        

Güneydoğu Anadolu Bölgesi [ TÜRKİYE'NİN HARİKALARI ]

Posted in tarih on Mayıs 19, 2008 by sevdadenizi

Güneydoğu Anadolu Bölgesi [ TÜRKİYE'NİN HARİKALARI ]


TÜRKİYE’NİN HARİKALARI

Güneydoğu Anadolu Bölgesi

Adıyaman – Nemrut Dağı Milli Parkı

Ülkemizdeki Milli Parklar

Yeri: Adıyaman ili; Kahta ilçesi sınırları içerisinde yer almaktadır.

Ulaşım: Adıyaman il merkezinde Kahta’ya bağlantı sağlayan karayolu ile ulaşım sağlanmakta olup, Milli Park alanı Kahta’ya 9 km, Adıyaman’a 43 km uzaklıktadır.

Özelliği: Nemrut Dağı ve Kommagene Kralı Antiochos’a ait Tümülüs ve kutsal alanlar, Milli Park’ın ana özelliğini teşkil etmektedir.

Antiochos’un tümülüsü ve dev heykelleri, Arsameia(Eskikale),Yenikale, Karakuş Tepe ve Cendere Köprüsü Milli Park içerisinde kalan kültürel değerlerdir. Eski çağlarda “Kommagene”olarak anılan bu bölgede, I.Mithradates tarafından bağımsız bir krallık kurulmuş, krallık onun oğlu I.Antiochos (MÖ 62-32)un egemen olduğu yıllarda önem kazanmıştır. MS.72 yılında da Roma’ya karşı yapılan ve kaybedilen savaş ile krallığın bağımsızlığı sona ermiştir.

Nemrut Dağı doruğundaki kalıntıları yerleşme yeri olmayıp Antiochos’un Tümülüsü ve kutsal alanlardır. Tümülüs, 2150 metre yüksekliğinde, Fırat Nehri geçitlerine ve ovalarına hakim tepe üzerinde bulunmaktadır. Kralın kemiklerinin yada küllerinin anakayaya oyulmuş odaya konulduğu ve 50 metre yüksekliğinde ve 150 metre çapındaki tümülüs ile örtüldüğü düşünülmektedir. Girişi kuzeyden olup doğuda ve batıda dini törenlerin yapıldığı teras şeklindeki avlular yer almaktadır.

Her iki terasta da aslan ve kartal heykelleri arasında yüksekliği 7 metreye ulaşan oturur vaziyette dev heykeller sıralanır, bunlar yazıtları ve kabartmaları olan ortostad (dik olarak konulan büyük taş bloklar)’la çevrilmiştir. Eski Kahta Köyü yakınında Kommagene’nın başşehri Arsameia yer alır. Burada, Mithridates’in kutsal alanı bulunmaktadır.

Yine Eski Kahta yakınında Kocahisar Köyü civarında sarp kayalar üzerine kurulmuş Yenikale yer alır. Kale ortaçağ etkileri taşırsa da geç devre aittir. İçinde su depoları, hamam, cami ve Kahta Çayı’na inen gizli su yolu bulunmaktadır.

Kahta Çayı’nın bir kolu olan Cendere Çayı’nın daraldığı yerde iki ana kaya üzerinde tek kemerli olarak yapılan Cendere Köprüsü yer almaktadır. Köprü sütunları üzerindeki kitabeye göre Kommagene şehirleri tarafından Roma İmparatoru Septimus Severus(MS 193-211)ile karısı ve oğulları onuruna yaptırılmıştır. Arsameia’nın 10 km güneybatısında 21 metre yüksekliğinde krallık kadınlarının gömüldüğü Karakuş Tepe Tümülüsü bulunmaktadır.

Orman formasyonu içerisinde meşe türleri ve ağaç alanları bulunur.Yaban hayatı bakımından ayı, kurt, çakal, tilki, porsuk türlerine rastlanır.

Görülebilecek Yerler: Nemrut Dağı ve Kommagene Kralı Antiochos’un Tümülüsü ile kutsal alanları, dev heykeller, Arsameia(Eski Kale),Yeni Kale, Karakuş Tepe ve Cendere Köprüsü en başta ziyaretçilerin görmesi gerekli yerlerdir.

Mevcut Hizmetler ve Konaklama: Park içerisinde konaklama, yeme-içme olanakları bulunmaktadır. Nemrut Dağı Milli Parkı’nda otel, Karadut ve Kahta’da pansiyonlar mevcuttur.